Anksiyeten Varsa Kendine Sorman Gereken 3 Soru

Anksiyete yani kaygı sağlıklı seviyenin üzerinde ve sürekli hissedilmeye başlandığında hayatımızı oldukça zorlaştırıyor ve kısıtlamaya başlıyor. İşte bu videoda kaygının sizi ve hayatınızı ele geçirmesini önlemek için kendi kendinize soru bileceğiniz üç tane sorudan bahsedeceğim. Küçük çocukları bilirsiniz. Özellikle 2 yaşa doğru size istediklerini yaptırmak ve dikkat çekmek için ağlamayı ve olay çıkarmayı çok güzel kullanırlar. Diyelim ki bir markete gittiniz. Yanınızda da 2 yaşındaki çocuğunuz var. Raflarda bir çikolata gördü ve onu istiyor. Ancak siz almıyorsunuz, bunun üzerine basıyor çığlığı ağlamaya başlıyor. O kendini yerlere atıyor, tepiniyor. Bu gibi durumda bazen hani anlık olarak kurtulabilmek için kişiler hemen gidip çocuk ne istiyorsa onu alırlar ve eline verirler. Tamam Allah aşkına yeter ki sus aldım çikolatanı. Bu kısa vadede gerçekten de iyi hissettirebilir. Neden? Çünkü o sırada çocuğun çığlıklarından kurtulmuş olduk bir şekilde. Fakat uzun vadede çok daha tehlikeli bir şeye yol açtık. Ne yaptık? Aslında biz bu şekilde yani ağladı diye çocuğa istediğini vererek, çikolatayı onu alarak istediklerini elde etmenin yolunun ağlamak ve olay çıkarmak olduğunu çocuğumuza öğretmiş olduk. Bir dahaki sefere dikkatinizi çekmek istediğinde ya da bir şey istediğinde ya da ona hayır dendiğinde artık daha yüksek şiddette ağlamayı kullanacak. İşte anksiyete de bizim içimizdeki o huysuz çocuktur. Bir şeyler yapmak istediğimizde çeşitli şekillerde olay çıkartır ve bizi engeller, kısıtlar, tüm dikkati üzerine çeker ve her ne yapıyorsak onu bırakmamızı sağlar. Mesela sosyal kaygım varsa insanlarla görüşmeni, sosyalleşmeni kendi potansiyelini, yeteneklerini ortaya koymayı engeller. Ne bileyim, Agorafobin varsa dışarıya çıkmanı, uzak yerlere gitmeni engeller. Seni eve hapseder. Kaygı yüzünden çoğu insan evinden dışarı çıkmakta zorlanıyor, toplu taşıma araçlarına binemiyor ya da çeşitli ulaşım araçlarını binemiyor. Hatta işine gidemiyor.

Hazırlanırsın dışarı çıkmaya kararlısındır. Ancak birdenbire bir şey olur ve içindeki o huysuz çocuk olay çıkartır. İçinde yoğun bir endişe hissedersin, yoğun bir bunaltı hissedersin ve sırf bundan kurtulabilmek için. Yani bu çocuğun olay çıkarmasını, yatıştırabilmek için ona istediği çikolatayı verirsin. Yani evden dışarı çıkmazsın. Ancak işin sıkıntılı yanı, kısa vadede bizi kurtaran bu kaçış, uzun vadede ne yazık ki daha büyük bir soruna yol açıyor. Yapmaktan kaçındığımız şey her ne ise onunla ilgili kaygımızın daha da büyümesine yol açıyor. Aslında biz içimizdeki o anksiyete çocuğu ağlamaya başladığında, olay çıkarmaya başladığında, bir şekilde onu susturabilmek için onun istediğini her yaptığımızda ona şunu öğretiyoruz. İstediğini yapmam için daha fazla bağırmalısın. Halbuki o bağırıp çağırsa ve kendini yerlere atsa dahi biz yapmakta olduğumuz aktiviteye devam etsek, hayatımıza devam etsek belki bir süre daha ağlamaya devam edecek. Belki ağlamanın şiddetini biraz arttıracak. Fakat eğer biz kararlılıkla yaptığımız işe devam edersek bir süre sonra susmaya başlayacak. Tıpkı küçük çocuklarda olduğu gibi. Küçük çocuklar bunu yaptıklarında annelerine şunu söylerim sakın ağladı diye normalde izin vermediğiniz bir şeyi yapmalarına izin vermeyin. Bu ağladığı için çocuğu ödüllendirmek olur. Aferin sana çok güzel ağladın. Al bir de üstüne ödül veriyorum sana çikolata demekle aynı şeydir. Çocuğa olumsuz bir davranışı, öğretmenin en kolay yolu ağladı diye onu ödüllendirmektir yani ağladı diye istediğini yapmaktır. Onu kucaklayabilirsiniz, duygularını anladığınızı söyleyebilirsiniz. Ancak yine de kural kuraldır, vazgeçmemelisiniz.

Ağlamaları, kuralı değiştirememeli. Aynı şeyi kendi içimizdeki huysuz anksiyete çocuğumuza da yapabiliriz. Mesela ona şöyle diyebiliriz şu anda hatalı bir şekilde tehdit olarak algıladığın bir şey için beni yolumdan çevirmeye çalışıyorsun. Seni anlıyorum, beni korumaya çalışıyoruz ama bu gerçekte tehlikeli değil ve ben yolumdan vazgeçmeyeceğim. Anksiyeteyi çok yoğun bir şekilde yaşadığım bir dönem. Dışarı çıkmak, bir araca binmek benim için gerçekten çok zor bir hale gelmeye başlamıştı. Hatta acaba işimi bıraksam diye düşünmeye başlamıştım. Böyle bir dönemde gittiğim bir terapist bana şöyle demişti Çatlasan da patlasan da işe gideceksin, dışarı çıkacaksın ve ben de tam olarak onun dediğini yaptım. Elbette kolay olmadı. Yani zaman zaman yer ayağımın altından kayar gibi oldu. Zaman zaman başım döndü, döne döne yürüdüm, zaman zaman bir yerlerde düşüp bayılıp kalacağım diye düşündüm. Ancak yine de yoluma devam ettim. İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü eğer aksini yapsaydım, yani kendimi eve kapasaydım. Muhtemelen dışarı çıkma ile ilgili kaygım, tıpkı bir kar topunun bir çığa dönüşmesi gibi daha da büyüyecek ve beni ele geçirecekti. O zaman kendinize soracağınız ilk sorular şunlar olsun. Siz kaygınız yüzünden hayatınızda neleri kısıtlıyorsunuz? Nelerden vaz geçiyorsunuz? Neleri yapmak istediğiniz halde yapamıyorsunuz? Sizin içinizdeki o huysuz çocuğunuz, huysuz anksiyete çocuğunuz sizden neleri yapmanızı ya da yapmamanızı istiyor? Bunları listeleyin, mesela tüm dikkati çekmek mi istiyor? Hep onun hakkında düşünün mi istiyor? Sizin herhangi bir araca, ulaşım aracına, uçağa, ne bileyim otobüse vs. binmemenizi mi istiyor? İlişki yaşamanızı? Topluluk karşısında sunum yapmamanızı mı istiyor mesela? Ya da sürekli uymanızı mı istiyor? Neleri engel oluyor hayatınızda? Her birimizin hayatta sahip olduğu bir değerler sistemi vardır ve bu değerler sistemi bizi biz yapar.

Değerler hayatta bizim için en önemli olan unsurlardır. Davranışlarımızı, düşüncelerimizi, eylemlerimizi etkilerler, seçimlerimizi etkilerler. Çocukluktan itibaren ailemiz, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, okuduklarımız, deneyimlediklerimiz tüm bunların sonucunda kendimize bir değerler sistemi oluştururuz ve bu değerler sistemi çerçevesinde yaşarız. Herkesin değerleri farklıdır, daha doğrusu öncelikli değerleri farklıdır. Mesela kimisi için daha öncelikli olan değer yaratıcılık olabilir. Kimisi için üretmek, katkı sağlamak olabilir. Kimisi için başka insanlar üzerinde etki yaratmak ya da birilerinin hayatına dokunmak, yardımcı olmak olabilir. Kimisi için güç, statü olabilir. Dolayısıyla kişiden kişiye göre bu öncelikli değerler değişir. Ve bizler, bizi biz yapan o değerlere ne kadar uygun davranırsak şu anda hali hazırdaki hayatımız, eylemlerimiz o değerlere ne kadar uygunsa ne kadar uyumluysa o kadar mutlu ve verimli bir hayat yaşarız. O zaman kendimize soracağımız bir diğer soru şu olsun. Ben nasıl bir hayat istiyorum? Nasıl yaşamak beni mutlu ederdi. Ne yapmak beni mutlu ederdi? Bu hayatta benim için en önemli değerler nelerdir? Bakın bu çok önemli bir sorudur ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sorudur. Anksiyeteyle ne alakası var? Biraz sonra da bağlayacağım. Ancak genel anlamda mutlu ve doyumlu bir yaşam için kendi değerlerini bilmem ve yaşantımı bunu uygun şekilde yönlendirebilmem önemli. Kendi değerlerinizi sağlıklı bir şekilde analiz edebilmek istiyorsanız, bununla ilgili bir egzersizi de içeren bir videoya şuradan ulaşabilirsiniz. Yine başa sabitlediğim yoruma ve açıklama kısmına bu videonun linkini ekleyeceğim. Şimdi gelelim kendinize soracağınız bir diğer soruya. Tabii bu soruyu sürebilmek için öncelikle değerlerinizi belirlemiş olmalısınız.

Diyelim ki belirlediniz, o zaman kendinize şunu sorun. Anksiyete yüzünden vazgeçtiklerim. Yaptıklarım ya da yapamadıklarım, hayatımı yaşama şeklim, hayatımın şu anki hali, eylemlerim, amaçlarıma ideallerime, değerlerime ne kadar uyuyor, onlarla ne kadar uyum içerisinde? Şu anki davranışlarım, şu an yaptıklarım ya da yapamadıklarım değerlerime ne kadar hizmet ediyor? Diyelim ki ben başarılı bir insanım, daha doğrusu başarı odaklı bir insanım. Üretmek, katkı sağlamak, başarılı olmak benim en önemli değerlerim arasında. Ben ancak hayatımda bunlar olduğunda mutlu olabiliyorum ve bunu biliyorum. Fakat anksiyetem yüzünden evden çıkamıyorum, işime gidemiyorum ya da işe gitsem dahi gerekli birtakım sorumlulukları, o gerçekten istediğim hale getirebilmek için gerekli birtakım sorumlulukları yapamıyorum. Örneğin ne bileyim, seyahat edemiyorum, topluluk karşısında konuşamıyorum. Bu durumda işte bu davranışlarımı bir değerlendirmem gerekiyor? Kendime sormalıyım. Bunlar ne bileyim, seyahat etmemek, sunum yapmamak, kendimi eve kapatmak ne kadar benim değerlerim ile uyumlu ne yazık ki çoğu zaman anksiyete yüzünden yapmak istediğimiz pek çok şeyi yapamayız. Kendi değerlerimizden ve istediğimiz hayat biçiminden uzaklaşmaya başlarız. Yani aslında başka bir insana dönüşürüz ki bu da başlı başına bir üzüntü sebebidir çoğu için. Yıllar geçer ve hayatımın kontrolü bende değil, içimdeki o huysuz anksiyete çocuğundadır ve yıllar geçer ama ben bir adım dahi ileri gidemem. Biliyorum zor ama imkansız değil. Lütfen hayatınızın iplerini onun elinden alın ve değerlerinize uygun olan davranış neyse onu yapın, yapmaya devam edin. O bir süre daha etrafta ağlamaya, bağırmaya, tepinmeye devam edecek. Ona şefkatle bakın. O da kendince sizi korumaya çalışıyor. Ancak siz yapacağınız işten vazgeçmeyin, hayatınızı değiştirmeyin, hayatınızı kısıtlamayın. Bir süre sonra çocuğunuz susmayı ve aslında o korktuğu şeyin o kadar da tehlikeli olmadığını öğrenecek. Ancak siz kaçtıkça siz o çocuğun istediğini yaptıkça, siz o çocuğa, o çikolatayı aldıkça bunu öğrenemeyecek ve sizi kısıtlamaya, yok yere kısıtlamaya devam edecek. Şimdi bazıları şöyle diyebilir ya kolay mı o dediğin? Sanki o kadar öyle mi oluyor diyebilir. Ben de yaşadım, biliyorum. Kolay değil ama imkansız da değil. O sırada sizi rahatlatacak birtakım basit bedensel egzersizleri, anlık rahatlama sağlayacak, kalp atışınızı düşürecek parasempatik sinir sisteminizi devreye sokacak çok sayıda tekniği bu kanalda paylaşıyorum. Lütfen ilgili videoları izleyin, bu teknikleri öğrenin ve ihtiyaç duyduğunuzda uygulayın. Böylelikle kendi kendinizi de sakinleştirmeye öğreneceksiniz ve bu iş daha kolay bir hale gelecek. Bu tekniklerin bulunduğu oynatma listesinin linkine, baştaki yoruma, sabitleyeceğim oradan ulaşabilirsiniz. Her geçen gün kanalımız sizlerin katkısıyla büyümeye devam ediyor. Bu arada gerçekten çok güzel mesajlar alıyorum. Kanalımızdaki teknikleri bizzat hayatına geçiren, düzenli olarak uygulayan ve bu şekilde hayatını değiştiren pek, pek çok sayıda kişi bana Instagramdan, işte mail adresinden ulaşıyorlar. Youtube’dan buradan yorumlarla ulaşıyorlar ve ben de çok çok mutlu oluyorum ve motive oluyorum açıkçası böyle mesajlarla. Çünkü bir şekilde birilerinin hayatına minik de olsa bir dokunuş yaptığınızı bilmek çok çok iyi hissettiriyor. Umarım ihtiyacı olan daha fazla sayıda insan bu tekniklere ulaşır, bu teknikleri uygular ve hayata geçirir. Bu insanların videolarımıza daha rahat bir şekilde ulaşabilmesini sağlayabilmek için videonuzu beğenmeye, eğer beğendiyseniz tabii ki alta yorum yazmayı ve kanalımıza abone olmayı lütfen unutmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.