Atak Anında Neden Titremeyi Engellememelisiniz?

Travmatik bir deneyim, bir panik atak ya da bir korku, kaygı anında elimizde olmadan çoğumuz titremeye başlarız. Ancak etraftan çekindiğimiz için ya da bunun bizde bir sorunun göstergesi olduğunu düşündüğümüz için bu davranışı bastırmaya çalışırız. Titremeyi engellemeye çalışırız. Oysa bu yaptığımız şey aslında bize zarar veriyor. Peki ama neden ve nasıl? Titremeyi engellemek, sosyalleşme sürecinde modern toplumun bize öğrettiği bir şahsında. Günümüzün rekabet ve hırsa dayanan modern dünyasında olduğumuzdan daha güçlü olduğumuzdan daha güzel olduğumuzdan tırnak içinde daha normal görünme çabaları bize son derece insani bazı doğal duygu ve davranışlarımızda bastırmamız gerektiğini öğretiyor. Ne de olsa korkunun belirtileri olan titrek bir ses, titreyen eller ya da titreyen dizler tırnak içinde zayıflık göstergesidir ve kültürümüzde zayıflık kabul edilmez. Oysa hayvanlar titremeyi engellemezler. Onlar herhangi bir korku anında olabildiğince titrerler ve korkunun vücutlarında yarattığı enerjiyi bu şekilde boşalttılar. Bir süre sonra da hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam ederler. Böylelikle yaşadıkları bu zorlu deneyimin vücutlarında depolanmasını ve kalıcı izler bırakmasını engellemiş olurlar. Uygarlığın bedeli nevroz ila ödenir demiş Freud. Ne yazık ki modern topluma, uygarlığa uyum sağlama çabalarımız bazen kendi insani doğamızı reddetmek, ona direnmek anlamına geliyor ki çoğu antik felsefede de bahsedildiği gibi direnmek faydadan çok zarar getirir. En güzeli akışla birlikte akmak, dalgalara direnmeden onlarla birlikte uyum içinde yüzmektir. Peki titremeyi engellemek neye yol açıyor? Bu mekanizmayı biraz daha yakından inceleyelim. Titreme aslında vücudumuzun bir iyileşme mekanizması. Travmanın ardından bedenin normal moduna dönebilmesi için devreye giren bir sistem. Tabii eğer biz izin verirsek. Clarissa Pinkola Estes Kurtlarla Koşan Kadınlar isimli eserinde “nerede olursak olalım arkamızdan koşan gölge kesinlikle dört ayaklıdır” der. İnsanoğlunun dünyadaki tarihine baktığımızda varlığının büyük bir kısmını vahşi doğada ve yırtıcılardan kaçarak hayatta kalma çabasıyla geçirdiğini görürüz. Yüzbinlerce yıldır vahşi doğada hayatta kalmamızı sağlayan davranış örüntüleri adeta beynimize işlenmiştir.

Birkaç bin yıldır her ne kadar daha güvenli ortamlarda yaşasak da yine de birkaç bin yıl insanlık tarihi için çok kısa bir süredir. Bu yüzden de her ne kadar son derece modern, teknolojik bir akıllı dairenin içinde olsak bile ya da son model teknolojik bir aracın içerisinde olsak bile, bir tehlike anında içimizdeki antik canlının yüzbinlerce yıldır vahşi doğada edindiği ve hayatta kalmasına yardım eden o davranış örüntüleri devreye girer. Bu yüzden de herhangi bir tehdit anında ki bu üzerinize doğru hızla gelen bir araba gibi somut ya da eve gelen ve borcunuzu bildiren bir tebligat ya da herhangi bir toplulukta dışlanmak gibi daha soyut, daha sosyal bir tehdit de olabilir. Bu gibi algılanan bir tehdit anında daha önce diğer videolarım da da çokça anlattığım üç hayatta kalma tepkisinden birini veriyoruz. Bunlar sinir sistemimizin savaş, kaç ya da don tepkileri. Vücudumuz algılanan bu tehditle savaşabilmek için girilebilir yani savaş moduna girebilir ya da kaçmak için büzülebilir ya da çaresiz olduğunu düşünüyorsa donma tepkisini gösterir. Bu tepkilerin detayını ve günlük yaşamdaki yansımalarını eğer merak ediyorsanız şuradaki videomda bulabilirsiniz. Tehlike geçtiğinde ise vücut yavaş yavaş normale, dinlenme moduna geri döner. Ancak biz bir şekilde bu tepkilere engel olduğumuzda bastırdığımız da vücutta birikmiş olan enerji boşaltılamaz ve dolayısıyla iyileştirme süreci tamamlanamaz ve dolayısıyla da bu tepkiler kalıcı hale gelmeye başlar. Ve zaman zaman bedeni rahatlatmak için tekrar yüzeye çıkar, tekrar kendini gösterir. Dolayısıyla biz bu şekilde travmatik tepkilerin sürekli kendini tekrar ettiği bir döngünün içerisinde sıkışıp kalırız. Nedensiz yere birdenbire içimizin sıkışması, aniden gelen panik ataklar, yoğun anksiyete, çarpıntı, titreme ya da kasılma halleri, gerginlik halleri, yabancılaşma hissi. Sebebi bulunamayan bazı bedensel şikayetlerinizin kökeninde çoğu zaman bu tepkiler yatar.

Travma anında vücutta bazı kimyasallar çok fazla üretilir. Örneğin adrenalin gibi. Bunlar o sırada belki gereklidir harekete geçmek için ama sonrasında vücutta biriktiği de kaldığında sıkıntı yaratır. Yani işte böyle içinizin sıkışması, elinizin ayağınızın titremesi, vücuttaki fazla gerginlik gibi. İşte travma sonrasında vücutta oluşan bu fazla kimyasalları boşaltabilmek aynı şekilde vücutta oluşan fazladan enerjiyi ve gerginliği boşaltabilmek için vücut sallanmak istiyor. Yani titremek istiyor. Ancak zihin bunu bastırıyor ve sonuçta genellikle kazanan zihinmiş gibi gözüküyor. Yani o an için belki o titremeyi engelleyebiliyorsunuz. Ancak uzun vadede bu engellenen şey bir şekilde kaslarda biriken gerilim olarak vücutta depolamaya devam ediyor. Travma sırasında vücutta kasılan bu kaslar sonrasında serbest bırakılmadığında rahatlatılmadığında bu fazladan yükü tutmaya devam ediyorlar ve dolayısıyla vücutta da kronik bir gerginlik hali oluşmaya başlıyor. Travma terapisti David Berceli, travma sonrası stres bozukluğunun etkilerini büyük oranda buna bağlıyor. Titreme hali aslında beyne tehlikenin azaldığı ve alarm modunu kapatması gerektiğini bildiren bir sinyal gönderiyor. Dolayısıyla biz titremeyi engellediğimizde beyin hala tehlikenin geçmediğine inanıyor ve bizi bu tehlikeyle savaşmamız, kaçınmamız ya da o tehlike karşısında durmamız gereken bir döngünün içerisinde hapis bırakıyor. O zaman titreme mi geldi? Titreyin, rahatlayıncaya kadar titreyin. Ya insan içindeyim nasıl yapayım? Git tuvalete, orada titre, rahatlayıncaya kadar titre. Bunu engellemeye çalışma. Hatta titreme gelmediyse de elinizi, kolunuzu, bacağınızı sallayın. Bir şekilde vücudunuzu sallayın. Bastırmayın, engellemeyin o dürtüleri. Travma terapisti Peter Levine “Bir insanın tehdit altındayken hayatta kalmasını sağlayan kaynaklar iyileşme için de kullanılabilir” diyor. Peki ama nasıl? Bununla ilgili çok etkili bedensel tekniklerden bazılarını sonraki videolarımda paylaşacağım. Eğer bu videolardan haberdar olmak istiyorsanız, kaçırmak istemiyorsanız kanala abone olmayı ve bildirim zillerini açmayı unutmayın lütfen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir