ÇABASIZ HUZUR WU WEİ FELSEFESİ

Kırkayak, mutlu ve sakindi. Ta ki bir kurbağa karşısına çıkıp şakayla karışık “söyle bakalım yürürken hangi ayağın hangisini takip eder?” Diye soruncaya kadar kırkayak daha önce bunu hiç düşünmemişti. Çabasızca yürüyordu işte. Bu kafasını o kadar çok karıştırdı ki, dikkati dağıldı zavallının ve yuvarlanıverdi bir hendeğe, nasıl yürüyeceğini düşünerek. Lao Tzu’un eseri Tao te ching’den aldığımız bu hikaye, bazen bir şeyler için çabalamanın bizi nasıl yıkıma götürebileceğini anlatıyor. Peki acaba huzurun sırrı bazen çabalamamak olabilir mi? Gelin Tao felsefesindeki wu-wei kavramıyla bu konuyu konuşalım. Pandeminin ilk günlerini hatırlıyorum. Çoğu insan, özellikle de yoğun çalışmaya alışmış olanlar. Evde öylece boş kuramadıkları için, kuramadıkları için o canlı yayından, bu canlı yayına, o online eğitimden bu webinara sürekli koşturup duruyorlardı. Ne de olsa günümüz modern toplumu bize sürekli, hızlı ve aktif olmamız gerektiğini öğütlüyordu. Boş duramayız. Oysa ne güzel demiş ünlü matematikçi, fizikçi ve filozof Blaise Pascal. İnsanlığın bütün sorunları, insanın bir odada tek başına sessizce oturamamasından kaynaklanmaktadır. “Wu Wei” eylemsizlik çabasızlık, hiçbir şey yapmamak olarak çevrilse de aslında çabasız eylem desek daha doğru olur. Doğaya, hayatın akışına uyum sağlamak, ona uygun şekilde hareket etmek, hiçbir şeyi zorlamamak ve uygun olduğunda harekete geçmektir “Wu Wei”. Bu felsefeye göre hayatın bir akışı vardır ve onu zorlaman ya da ona direnç göstermem sana faydadan çok zarar getirir. Zorlamak çoğu zaman ters teper. Zorlamadığında ya da müdahale etmediğinde ise sorunlar çoğunlukla kendiliğinden çözülür der “Wu Wei”. Yaşam enerjimizi, kontrolümüz dışındaki olayları kontrol etmeye, yönetmeye, değiştirmeye çalışmak yerine onları kabul etmek ve onlara uyum sağlamak, katı olmamak esnek olmaktır “Wu Wei”.

Akıntıya karşı kürek çekmek yerine akıntıyla beraber yüzmek, dalgalara karşı savaşmak yerine adeta kendimizi dalgalara bırakmak ve onunla beraber yüzmek ama o suda boğulmamak. Oysa bunun tam tersi. Yani akıntıya karşı yüzmek ya da akıntıya direnmek bir yerden tutunmak ise çaba ister. Akıntıyla yüzmek ise çabasızlık. Ya çabasız da bir şey yapılır mı canım? Olmaz öyle şey diyenlere Lao Tzu’un şu sözüyle yanıt verelim. Tao, asla güç kullanarak hareket etmez ama yapamayacağı şey de yoktur. Aslında bunun örneklerini doğada çok görürüz. Mesela bir akarsuyu düşünün. Akarsuyun içindeki suyun hedefi bir şekilde eğimli olduğu taraftaki hedefine varmaktır. Oraya gitmektir ve hedefine doğru ilerlerken, bir şekilde karşısına bir engel çıktığında, mesela bir kaya yükseltisi çıktığında su buna karşı direnmez. Su ne yapar? Kayanın şeklini alır, ona uyum sağlar ve onun etrafından dolanır ve bir şekilde amacına ulaşır. Hatta sürekliliği ile bir süre sonra kayayı aşındırır. Su aslında kayadan daha sert değildir. Aksine daha yumuşaktır ancak ondan daha güçlüdür. Yani güçlü olmak için ille de her zaman sert katı olman gerekmiyor. Bazen de biraz esnek olabilmek, su gibi olmak gerekiyor. Çabalamanın bizi zorlamasına bir diğer örnek de çoğu insanın meditasyon yapamadığını söyleyerek bırakmasıdır. Çoğu insan meditasyon yapmayı hiçbir şey düşünmemek zanneder. Bu yüzden de otururlar ve hiçbir şey düşünmemeye çalışırlar. Zihinlerini zorlarlar ve zorladıkça gerçekten de bu çaba geri teper ve daha da fazla düşünce zihinlerine yığılmaya başlar. Halbuki bunu yapmasalar, yani kendi düşüncelerini durdurmaya kendilerini zorlamasalar.

Sadece otursalar ve zihinlerinde gelip geçen düşünceleri sakince izleseler. Onların orada olmalarına ve akıp gitmelerine izin verseler. Müdahale etmeden, değiştirmeye çalışmadan, adeta kıyıya vuran dalgalar gibi düşüncelerimizin de zihinlerimizden gelip geçtiğini izleyebilsek başaracağız. O zaman bazen başarı, çabalamamakta, zorlamamakta yatıyor. Düşünün hafta sonu izinlisiniz ve bir yere gitmek, bir aktivite planlamak ve çok eğlenmek istiyorsunuz ve bunun için hakikaten her şeyi planlıyorsunuz. En ince ayrıntısına kadar çok eğlenebilmek için. Bütün hazırlıklarımız tamam, hafta sonu gelip çatıyor ve o gün aslında o kadar da keyifli geçmiyor. Sonuç biraz hüsran oluyor. Genellikle ne deriz? Planlamadığımız etkinlikler daha keyifli oluyor, daha mutlu oluyor deriz. Peki bu neden böyle oluyor? Çünkü planlamadığımız etkinliklerde zorlama yok. Aşırı derecede çabalama yok. Var olana uyum sağlayabilmek, beklentisizce var olanın tadını çıkarmak var da o yüzden. Peki acaba hayata da genel anlamda böyle yaklaşsak daha huzurlu olabilir miyiz? Aslında bu kavram bazılarımıza tanıdık gelmiş olabilir. Bizdeki tevekkülle benziyor biraz “Wu Wei”. Ve eğer bunu hayata geçirebilir isek nasıl yapabiliriz? Şöyle bir baktığımızda “Wu Wei”de dikkat ederseniz öncelikli olarak ne zaman duracağını ne zaman hareket edeceğini bilmek işin temeli. Yani aslında yaşamda neyin değiştirilebilir, neyin değiştirilemez olduğunu bilmek ve buna göre hareket etmek, boşa çaba sarf etmemek o zaman şöyle bir düşünebilir mesela en sıklıkla kafaya taktığım, gerçekten problem haline getirdiğim durumların kaçını gerçekten değiştirebilirim? Benim elimde onu değiştirmek, gerçekten çabaladığımda çözebilirim. Kaçı benim dışımdaki birtakım unsurlara bağlı? Bunu fark etmek mesela ilk adım olabilir.

İkinci adımımız yaşamdaki -meli, -malı’larımızı fark etmek olabilir. -meli, -malı derken neyi kastediyorum? Sahip olduğumuz bazı katı düşünce biçimlerinden bahsediyorum. Dikkat ederseniz “Wu Wei”de sertlik, katılık yok, aksine esneklik var. O zaman düşüncelerde de biraz esnekliğe gitmek gerekiyor. Katı düşüncelerim neler? -meli, -malılarım. Mesela, herkes bana saygı duymalı. Herkes beni sevmeli. Asla hata yapmamalıyım. Her zaman başarılı olmalıyım. İyi bir hayat dediğin nokta nokta olmalı. Yoksa iyi değildir. Anne dediğin nokta nokta olmalı. Baba dediği nokta nokta olmalı. İşte kadın dediğin böyle olmalı. Erkek dediğin şöyle olmalı, hayat dediğin şöyle şöyle olmalı. Her şey yolunda gitmeli. Şimdi dikkat ederseniz bu ifadelerde hem kendiniz hem diğerleri hem de genel olarak dünya ile ilgili olarak belirli bir sınırlar çizmişsiniz ve herkesin ve her şeyin bu sınırlar dahilinde hareket etmesini ve gerçekleşmesini bekliyorsunuz. Ama bu böyle olmayacak. Herkes bana saygı duymalı, duymayacak. Herkes beni sevmeli, sevmeyecek. Yani herkes sevmeyecek. Bu dünya üzerindeki herkes sevmeyecek ve bu çoğu zaman sizinle ilgili olmayacak. Daha çok onların kendileriyle ilgili olacak. Her zaman başarılı olmalıyım, olmayacaksın, her şey yolunda gitmeli. Hayat hep böyle ileriye doğru gitmeli, olmayacak. Bazen de inişler olacak, bazen çıkışlar olacak. Her şey iyiye gitmese bile yaşam yine de anlamlı. Dolayısıyla kasmamak, direnmemek, yeri geldiğinde biraz esnek olmayı öğrenmeye çalışmak lazım. Yanlış anlaşılmasın, “Wu Wei”i çabalamadan öylece dur, hiçbir şey yapma, tembel ya da pasif ol. Asla harekete geçme demek değil. Aksine bunu akıllıca, doğru zamanda ve doğru yerde yap demek. Yani ne zaman harekete geçip ne zaman harekete geçmeyeceğini ayırt edebil demektir.

Ne de olsa çok çalışmaktansa akıllıca çalışmak daha doğrudur. “Wu Wei”i hayatıma geçirebilmek için aslında öğrenmem gereken şeylerden biri de yargısızca gözlem yapabilme ve olanı olduğu gibi kabul edebilme yeteneğidir ki bu konuda bu o kadar basit bir şey değildir hakikaten çalışmak gerekir zihin üzerinde, beden üzerinde. Bu konuda da bize en çok yardımcı olan tekniklerden birkaç tanesi nefes tekniği ve “mindfulness”tır. Bunların nasıl yapıldıkları kanalımda bulabilirsiniz. Mindfulness ile ilgili videoma şuradan ulaşabilirsiniz. Hatırlarsanız mindfulnessda zihnimize direnmeden, zihnimize müdahale etmeden, onu kontrol etmeye çalışmadan düşünceleri olduğu gibi bırakabilmek ve onları gözlemleyebilme, onlara müdahil de olmadan ama müdahale de etmeden onları gözlemleyebilmeyi öğreniyorduk. Bu hakikaten anlatmaktan çok yaşandığında, pratik edildiğinde öğrenilebilir bir beceri. Bu yüzden videoyu izlemenizi ve videonun sonundaki o 7 dakikalık egzersizi düzenli olarak uygulamanızı öneririm. Bunu yaptığınızda ne demek istediğim daha net anlaşılacak. “Wu Wei” için yapabileceğimiz bir diğer şeyde sonuca odaklanmak yerine sürece odaklanmak. Evet, şu an ki tüketim kültürü bize hep sonuç odaklı yaşamayı öğretti. Fakat sonuçtan ziyade sürecin de farkında olmak, yani bir hedef belirledikten sonra o hedefe doğru ilerlerken hedefe giden yolda evet elimden gelenin en iyisini yapmak, ancak belli bir süre sonra sonuç ile ilgili olarak bırakmak. Yani belli bir yere kadar elinden gelenin en iyisini yap, ondan sonrası için de artık bırak ve bekle. Çünkü evet eylemlerimizden sorumluyuz. Ancak bu eylemlerin sonuçlarından her zaman sorumlu değiliz. Çünkü sonuçlarla ilgili olarak başka faktörler de kontrol dışındaki başka faktörler de devreye girebiliyor.

“Wu Wei” burada böyle 10-15 dakikada anlatılabilecek kadar yüzeysel bir mevzu değil. Oldukça derin bir mesele ama yine de elimden geldiğince en ana hatlarıyla size aktarmaya çalıştım. Tabii zihnin bu seviyeye gelebilmesi için bazı aşamalardan geçmesi gerekiyor. Aslında “Wu Wei”i uygulayabilmek için doğduğumuz andan itibaren bize öğretilen ve hayata dair bakış açımızı etkileyen bazı inançlardan, bazı varsayımlardan, bazı ön yargılarımızdan da arınmamız gerekiyor. Yaşama tamamen yansız bakabilmek. Olanı olduğu gibi görebilmek için belki de bildiklerimizi unutmamız gerekiyor öncelikle. Herhangi bir öğretinin etkisi olmadan olanı olduğu gibi görebilmek. Lao Tzu zihnin bu durumuna yontulmamış kütük diyor. Yani önce bir yontulmamış kütük halimize geri dönmemiz gerekiyor. Aslında doğduğumuz andan itibaren annemiz, babamız, içinde yaşadığımız toplum arkadaşlarımız, tüm bunlar doğrultusunda bazı inançlar geliştiriyoruz. Hayata dair bazı varsayımlar üretiyoruz ve bunlar doğrultusunda hayatı algılıyoruz. Yaşama dair bir bakış açısı oluşturuyoruz. Yani bir anlamda yontuluyoruz ve bir kere yontulduktan sonra artık olanı olduğu gibi göremiyoruz. Kafamızda var olan bu bilgiler doğrultusunda var olanı çarpıtarak algılıyoruz. Var olan gerçekliği zihnimizdeki bilgilere uydurmaya çalışıyoruz ve dolayısıyla da artık tarafsız ve yansız bakamıyoruz. Ne garip değil mi? Önce yontulmaya ardından da tüm bu yontulmuşluklarımızdan kurtulmaya çalışıyoruz. Zihnimiz çoğu zaman kendini güvende hissedebilmek için kafamızdaki bu bilgilere, eski bilgilere, var olan sanrılara ve kontrol eylemine sarılma ihtiyacı duyacaktır. Yani yine direnecektir kontrol etmeye çalışacaktır güvende hissedebilmek için. Tüm bunlara karşın yine de su gibi esnek ve güçlü olabileceğiniz huzurlu günler dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.