SOSYAL BULAŞMA NEDİR? DUYGULAR BULAŞICI MI? BAŞKALARI BİZİ NASIL ETKİLER?

1962 yılında bir tekstil fabrikasındaki 62 işçi birden aynı belirtilerle hastaneye başvurdu. Ciltte döküntüler, el ve ayaklarda uyuşma ve mide bulantısı. Başlangıçta fabrikanın işçileri ısıran bir tür zehirli böcek tarafından istila edildiği düşünüldü. Bu yüzden de bu olay Haziran böcek salgını olarak adlandırıldı. Ancak aslında ortada bir böcek ya da bu belirtilere sebep olacak herhangi bir şey yoktu. Peki ne olmuştu? İncelemeler sonunda fabrikada herhangi bir böcek izine ya da bu belirtilere sebep olabilecek başka bir faktöre rastlanmadı ve sonuçta bunun kitlesel bir histeri ya da sosyal bulaşma olduğu belirlendi. Aslında işçilerle görüşen uzmanlar, mağdurların yüzde 90’ından fazlasının aynı vardiyada çalıştıklarını, çoğunun fazla mesai yaptıklarını, stresli ve yorgun olduklarını, yine mağdurların yüzde 50’sinin televizyonda bu haberleri gördükten sonra bu belirtileri göstermeye başladığını kaydettiler. Bu olayda telkinin gücüyle birleşen stres ve yorgunluk, muhtemel suçlulardı. Sosyal bulaşma, duyguların, düşüncelerin ve davranışların bir kişiden diğerine yayılmasıyla ilgili bir durumdur. Gustave Le Bon sosyal bulaşma teorisine göre kalabalığın içerisindeki her tür düşünce ve hareket bulaşıcıdır der. Piston aşağıya. Yavaş yavaş, yavaş yavaş, yavaş. Piston aşağıya yavaş yavaş, yavaş yavaş yavaş. Kitlesel histeri ya da kitlesel psikojenik bozukluk ise aslında bir tür sosyal bulaşmadır diyebiliriz. Bir şekilde nüfusun içerisinde çeşitli belirtilerin açıkça hiçbir dayanağının olmamasına rağmen giderek ve hızla yayılmasıdır. 1991’de Rhode Island’daki bir lisede 21 kişi havalandırmadan zehirli bir gaz geldiğini düşünerek baş dönmesi, mide bulantısı gibi belirtilerle acile gitti. Belirtiler önce bir öğrencide başlamıştı. Öğrencilerden bir tanesi havalandırmanın içinden duman gibi bir şey geldiğini gördüğünü iddia ederek birdenbire kendini yere attı. Başının dönmeye başladığını ve midesinin bulanmaya başladığını söyledi. Onu izleyen tüm diğer öğrenciler ve öğretmen de bir süre sonra aynı belirtileri göstermeye başladı.Ancak sonrasında yapılan araştırmada okulda herhangi bir toksik gaz kanıtına rastlanmadı. Doktorlar bu durumu o aralar yaşanan Körfez Savaşı sırasındaki kimyasal bir saldırı korkusuna bağladılar ve kitlesel bir histeri olarak açıkladılar.

İlginç örneklerden biri de şimdi Tanzanya olarak bilinen Doğu Afrika bölgesindeki gülme salgınıydı. 1962 yılında bir köydeki yatılı kız okulunda 3 kız öğrencinin kontrolsüz şekilde gülmesi ile başlayan salgın, bir süre sonra tüm köye, hatta çevre köylere ve bölgelere yayıldı. Aralıklarla yaklaşık 18 ay süren bu salgın toplamda binlerce kişiyi etkiledi ve 14 okulda eğitime ara verildi. Eh ne güzel işte gülüyorlar demeyin. Zira bu salgının ya da bu salgın sırasındaki yaşanan rahatsızlığın belirtileri arasında arka arkaya gülme ve ağlama atakları, huzursuzluk ve bazen şiddet içeren davranışlar da yer alıyordu. İncelemeler sonucunda bu davranışlara hiçbir neden bulunamadı ve yaşanılan olay toplumsal histeri olarak adlandırıldı. Beynimizdeki ayna nöronlarla bir süre sonra farkında olmadan bilinç dışı bir şekilde karşı tarafın beden dili ve ses tonunu taklit ettiğimizi biliyorduk. Ancak görünen o ki, taklit ettiğimiz tek şey karşı tarafın beden dili ve sesi değil. Aynı zamanda duygular da bulaşıcı gibi görünüyor. Yani en azından araştırmalar şimdilik bize böyle olduğunu söylüyor. Bu araştırmalardan bir kısmının bilgilerini açıklama kısmına koydum, isteyenler bakabilirler. Bazen grup içerisindeki bir kişinin negatifliğinin tüm grubun nasıl aşağıya doğru çekebildiğini çoğumuz deneyimlemişizdir. Araştırmalar, evli eşlerden birinde görülen depresyonun sıklıkla diğer eşte de depresyona yol açabildiğini gösteriyor. Aynı şey oda arkadaşları için de geçerli. Görünen o ki duygularımız bir şekilde çevremizdeki insanlara da bulaşıyor. Günümüzde iletişimin büyük oranda internet ve sosyal medya üzerinden yapıldığını düşünürsek, acaba sosyal medyadaki paylaşımlarımız da bulaşıcı olabilir mi? Sosyal medyadaki paylaşımlarımızla diğer insanların hatta büyük kitlelerin duygu, düşünce ve davranışlarını da etkileyebilir miyiz? Cevap şimdilik evet gibi duruyor.

Bu konuda yapılan araştırmalar, olumsuz duyguların sosyal medyada ya da internet ortamında olumlulara oranla çok daha hızlı yayıldığını ve en hızlı yayılan duygunun da korku olduğunu gösteriyor. Eh ne de olsa hayatta kalmakla birebir ilgili bir duygu. 2014 yılında yapılan ve yaklaşık 700 bin kişinin sosyal medya paylaşımlarının incelendiği bir araştırmada, sosyal medya paylaşımlarınızın diğer insanların duygularını etkilediğini, hatta onların da aynı duyguları hissetmesini sağladığını gösteriyor. Facebook kullanıcıları ile yapılan bu deneyde haber kaynaklarında olumsuz paylaşımlar gören kişilerin yine aynı şekilde daha olumsuz ve karamsar paylaşımlar yaptıkları, tam tersine ana haber kaynaklarında ana sayfalarında daha olumlu, daha pozitif paylaşımlar gören insanların ise o gün içerisinde daha pozitif paylaşımlar yaptıkları gözlenmiş. Evet, görünen o ki duygular da sosyal medya üzerinde ve internet üzerinde son derece hızlı bir biçimde yayılabiliyor ve kitleleri etkileyebiliyor. İnternet ile ne kadar geniş kitleleri düşündüğümüzde aslında bu bilgi biraz ürkütücü. Zira kolaylıkla paylaşımlarla kitleler etkilenip toplumsal bir histeri yaratılabilir. Belki de pandemi döneminde, en azından ilk zamanlar yaşadığımız şey biraz da buydu. Hani şu marketten aldığımız ürünleri önce bir süre balkonda bekletip ardından çamaşır suyuyla dezenfekte edip ardından da dolaba yerleştirdiğimiz ve kullanmadan önce yine de bir ne olur ne olmaz diye yıkadığımız o dönem. Güldüğüm ve bakmayın ben de aynı şeyleri yaptım. Sosyal, ekonomik ya da politik. Acaba başka hangi konularda internet ve sosyal medya bizi manipüle ediyor üzerine bir düşünmek lazım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir