FARK ETTİRMEDEN PSİKOLOJİNİZİ BOZAN 5 ALIŞKANLIĞINIZ

Bazen hiç farkında olmadan bazı davranışlarımızla kendi psikolojimizi kendimiz bozuyoruz. Peki ama nedir bu Her gün tekrar ettiğimiz ve farkında olmadan bizi bozan alışkanlıklarımız? Bedenimiz, duruşumuz, hatta mimiklerimiz dahi zihnimizi nasıl hissettiğimizi etkiler. Çünkü beyin sürekli olarak yaşamsal bir tehdit olup olmadığını kontrol etmek için vücudun içinden gelen uyaranları ve vücudun dışından gelen uyaranları kontrol eder ve duruşunuz, duruş biçiminiz de bu uyaranlardan bir tanesidir. Beyin herhangi bir tehlike sinyali aldığında bu tehlikeden kaçabilmek ya da bu tehlikeyle savaşabilmemiz için stres hormonları salgılar ve gerekli bedensel düzenlemeleri yapar. Bundan yüzbinlerce yıl önce yaşamış atalarımıza bir bakalım. Onlar ne zaman kamburlaşırlardı? Yüzbinlerce yıl önce yaşamış atalarımız kendilerini tehlikede hissettiklerinde yaşamsal organlarını koruyabilmek ve kapladıkları alanı daraltarak yaralanma ihtimallerini azaltabilmek için kamburlaşırlardı. O zaman beynimizde yüzbinlerce yıldır bulunan kayıtlara göre kamburlaşmak demek tehlike demek. Yani ne kadar kambur durursanız hissedeceğiniz stres miktarı da o kadar artar. O zaman bırakmanız gereken ilk alışkanlıklardan biri kötü duruş alışkanlığımız.

Yani birazcık daha dik durmaya çalışmak gerekiyor.

Gerçekten yapılan bilimsel araştırmalarda iyi bir duruşun, yani dik ve sağlıklı bir duruşun depresyon seviyelerinde azalma, enerji seviyesinde artış ve daha olumlu bir tutumla ilişkili olduğunu gösteriyor. Bugün akıllı telefonlar ve masa başında çalışma sebebiyle çoğumuz farkında olmadan günün büyük bir çoğunluğunu kambur durarak yani kötü bir duruşla geçiriyoruz. Bu aynı zamanda iç organlarımızı da baskı yapıyor. O zaman gün içerisinde sık sık kendinizi kontrol edin ve olabildiğince dik durmaya çalışın. Günümüz modern dünyasında hayatta kalabilmek, hayatımızı kazanabilmek. Başarılı olabilmek için evde, okulda, iş yerinde bize sürekli şu sözler pompalandı. Hızlı olmalısın, sonuç odaklı olmalısın, daima en iyisi olmalısın, her zaman kendinle de yarışmamızın. Sürekli bir yarış halinde olmalısın. Çok çalışmalısın, sıkı çalışmalısın ve verimli olmalısın. Bu sözler bizi o kadar çok etkiledi ki, dinlenirken dahi kendimizi İşlerimizi düşünürken bulduk. Yani dinlenmemizin bile esas temel amacı çok iyi dinlenmeliyim ki yarın daha verimli olabileyim oldu. Hatta bu verimlilik takıntısı yüzünden pek çok insan pandemi döneminde evde boş vakitlerinde boş boş oturmaktan rahatsız oldular. Adeta bir vicdan azabı hissettiler ve kendilerini o online eğitimden bu online eğitime koşarken buldular. Adeta bir şey yapmadığımız da boş boş oturduğumuzda sanki bir şey yapmam gerekiyormuş da ben yapmıyormuşum gibi bir his duyduk ve kendimizi rahatsız hissettik. Bu sürekli üretken olma kaygısı bir süre sonra bize zarar verebilir elbette. Çünkü aslında yine en temelde de eğer üretken olmak istiyorsak dinlenmeyi de hakkıyla yapmayı bilmeliyiz. Ve gerçekten de kendimizi daha iyi hissedebilmek için psikolojik sağlığımızı, bedensel sağlığımızı koruyabilmek için bazen hiçbir şey yapmadan boş boş oturmaya ihtiyacımız var.

Kendinizi bu anlamda suçlu hissetmeyin ve kendinize bu hakkı tanıyın. Üçüncü bırakmamız gereken alışkanlık belki de sürekli evde oturmak ve kimseyle görüşmemek. Şimdi diyeceksiniz ki Özlem Hanım ya bizimle dalga mı geçiyorsunuz? Şu pandemi döneminde zaten sevdiklerimizi göremiyoruz. Dışarıya çıkamıyoruz. Yaramızı deşme diyebilirsiniz. Haklısınız da. Ama gerçekten de bir şekilde sosyal olarak izole olma psikolojik sağlığımızı olumsuz yönde etkiliyor ve en azından bu dönemde belki önlemlerimizi alarak tenha yerlerde de olsa her gün düzenli yürüyüşe çıkmak ve sanal bir şekilde olsa bile mesela görüntülü aramalarla sevdiklerimizle düzenli şekilde görüşmek bize iyi gelecek. O yüzden lütfen eğer kendinizi yalnızlaştırdıysanız. Bu süreçte eğer sürekli evde oturmaya başladıysanız yani dışarıya çıkmak artık size bir yük gibi gelmeye başladıysa bunu terk etmeye çalışın. Çünkü biliyorsunuz evde oturdukça oturasınız ve dışarıya çıkmıyasınız gelir ve kimseyle görüşmedikçe de kimseyle görüşmeyesiniz gelir. Bu yüzden bir yerden bu zinciri kırmak ve bir miktar önlemlerimizi alarak sosyal izole olma halinden biraz dışarıya doğru çıkmak gerekiyor. Efendim, bizi daha kötü hissettiren ve hiç farkında olmadan hem fiziksel hem ruhsal sağlığımızı bozan, her gün yaptığımız alışkanlıklardan biri de telefon ve sosyal medya kullanımı. Tabii, yani bunun sağlıksız şekilde kullanımı diyelim aslında. Biliyorum bugünlerde pandemi döneminde özellikle dışarı çıkamadığımız, sosyalleşmediğimiz için telefon bağımlılığımız, sosyal medya bağımlılığımız belki de her zamankinden daha fazla. Çoğumuz için sabahleyin ilk yaptığımız iş telefonumuzu elimize almak ve belki de akşam yatmadan önce son yaptığımız iş yine telefonumuzu elimize almak ve hatta bazılarımız için o telefonla beraber uyumak. Ancak sürekli sosyal medyada olmanın ya da sürekli telefonda olmanın duruş bozukluğundan tutun da dikkat ve odaklanma becerilerinizde zayıflamaya, hatta ruhsal yorgunluğa, zihinsel yorgunluğa ve ruhsal bozukluklara kadar çoklu zararları bulunmakta.

Bakın bugün yapılan araştırmalar gösteriyor ki sosyal medyada kalma süresi uzadıkça depresyon görülme oranı da artıyor. Bunun olası sebeplerinden bir tanesi sosyal medyada böyle kaydırarak çeşitli şaşaalı hayatları gözlemledikçe kendi hayatımızı daha sıradan bulmaya hatta daha kötü bulmaya başlıyoruz ve bir süre sonra kendimizi kötü hissetmeye başlıyoruz. Kıyaslama yapmak biliyorsunuz mutsuzluğun en önemli koşullarından bir tanesi demiştim. Dolayısıyla sosyal medyada geçirilen zaman arttıkça yaptığımız kıyaslama miktarı da arttığı için kendimizi daha kötü hissetmeye başlıyoruz. Biliyorsunuz bir süre önce Facebook Depresyonu diye bir tanım üretildi. Bu tanıma aslında kaynaklık yapan araştırma 2014 yılında Christina ve Tobias isimli iki kişi tarafından yapıldı ve bu bilimsel araştırmanın sonuçlarına göre kişilerin Facebook’ta geçirdikleri süre arttıkça kendilerini kötü hissetme oranları da artıyordu. Yine 2016 yılında Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre sosyal medya kullanımı ile daha doğrusu sosyal medya kullanım süresi ile depresyon arasında çok güçlü ve önemli ilişiler olduğu bulundu. İşin kötü yönü ne biliyor musunuz? Evet, sosyal medyada zaman geçirdikçe farkında olmadan kendimizi daha kötü hissediyoruz. Ancak kendimizi daha kötü hissettikçe çareyi yine sosyal medyada arıyoruz ve bu adeta bir kısır döngü gibi işliyor. Kendimi kötü hissettikçe sosyal medyaya giriyorum. Sosyal medyaya girdikçe kendimi daha kötü hissediyorum. Peki çare ne? Çare tabii ki bizim kanalda Dopamin Detoksu isimli şuradan ulaşabileceğiniz videomda bu telefon bağımlılığınızla baş edebilmek için çok etkili bir yöntemi ve neden etkili olduğunu detaylarıyla anlatıyorum. Bu tarz bir sorununuz varsa bu videodan sonra oraya bir uğramak isteyebilirsiniz.

Beşinci bizi bozan alışkanlığımız yanlış nefes alıp vermek. Yahu Özlem Hocam. Aldığımız nefese de mi karışıyorsun artık? Demeyin. Nefesin yanlışı mı olurmuş? Demeyin. Nefesimiz bedensel ve ruhsal sağlığımızı çok ciddi bir biçimde etkiliyor. Ve evet, bugün çoğumuz maalesef yanlış biçimde yani yanlış derken sağlıksız bir biçimde nefes alıp veriyoruz. Ne demek sağlıklı bir nefes? Sağlıklı bir nefes. Yavaş ve derin bir nefes demektir. Sağlıksız olan ise sığ, hızlı hızlı ve kesik kesik nefesledir. Peki acaba sizin nefes alıp verme biçiminiz sağlıklı mı? Hadi gelin bir kontrol edelim. Şimdi sizden yapmak istediğim şey şu. Lütfen biraz sonra videoyu durdurun. Önünüze bir kronometre açın ve bir dakika süre ayarlayın ve bir dakika boyunca kaç tur nefes aldığınızı saуın. Yani bir dakika boyunca kaç kere nefes alıp veriyorsunuz? Almanızı ayrı vermenizi ayrı saymayın lütfen. Bir alış bir veriş bir tur olarak düşünün. Bu arada bunu yaparken lütfen normalde olduğundan daha yavaş ya da normalde olduğundan daha hızlı nefes alıp vermeye çalışmayın. Her zaman aldığınız gibi kendi ritminde nefes alıp verin ve kaç nefes aldığınızı saуın. Ardından tekrar buraya gelin ki bulduğunuz rakamı değerlendirelim. Evet, nefesinizi saydığınız varsayıyorum. Saydıysanız lütfen yorumları da yazın, biz de görelim. Bir dakikada kaç nefes alıyorsunuz? Efendim sağlıklı bir insan dinlenme halindeyken en fazla 8 ila 12 arası nefes alıp verir. 12’nin ne kadar üzerine çıkarsanız bu kadar sağlıksız nefes aldığınız anlamına geliyor. Bazı kaynaklarda normal nefes alış veriş sayısı 20’ye kadar çıkmış şekilde gösteriliyor. Ancak en sağlıklısı çoğu doktor tarafından 8 ila 12 arası olarak bildiriliyor.

Peki sizin bulduğunuz rakam 12’den yüksek mi? Eğer 12’den yüksekse, hatta böyle 20 kusurlar, hatta 20’den bile yüksekse o zaman çok ciddi bir biçimde nefes alış veriş biçiminiz ilgili çalışmanız ve bunu düzenlemeniz gerekiyor. Çünkü hani ilk maddede de belirttik ya nefes alma ve verme biçiminiz beyne giden stres sinyallerine sebep olur. Çünkü ne zaman biz hızlı nefes alıp veririz tehlike anında. Dolayısıyla hızlı nefes alıp verme, yani yavaş ve derin nefesler alıp vermeme de stresin en büyük sebeplerinden bir tanesidir. Nefes alıp verme biçimimizi değerlendirmeye devam edelim. Şimdi sizden ricam şu. Lütfen bir elinizi göğsünüzün ortasına diğer elinizle göbek deliğinizin üstüne koyun. Ve ardından şöyle derin bir nefes alın. Nefesi alırken ve verirken hareketi dikkat edin. Nefesinizi aldığınızda önce göğsünüz mi şişiyor, hatta karnınız içeriye doğru mu göçüyor ve nefesi verdiğinizde de bunun tam tersi mi oluyor? Eğer öyleyse üzgünüm ama yine sağlıklı nefes almıyorsunuz demektir. Çünkü sağlıklı bir şekilde nefes aldığımızda yani derin nefes aldığımızda ciğerlerimize doldurduğumuz hava ciğerlerinin en alt kısımlarına kadar ulaşır ve diyaframa baskı yapar. Dolayısıyla karnımız şişer ve nefesimizi verdiğimizde de karnımız iner. Eğer şu an sizin nefes alıp verme biçiminiz bu şekilde değil de tam tersi ise diyafram nefesi yani sağlıklı nefes almadığınız anlamına geliyor. Bir şeye daha dikkat etmenizi istiyorum. Yine nefesinizi aldığınızda eğer bu göğsünüzün ya da karnınızın şişmesi ile oluşan hareket 1,5-2 santimlik bir hareket ise sağlıklı. Ancak bunun altındaysa o hareket yine daha sığ nefesler aldığınızı gösterir. Efendim nefesimiz ile ilgili yapacağımız son kontrol şu. Nefes alırken daha çok burnunuzu mu yoksa ağzınızı mı kullanıyorsunuz? Aslında bu biraz tuhaf bir soru.

Çünkü ağzınızı hiç kullanmanız gerekiyor. Nefes alırken yani. Çünkü sağlıklı nefes burundan alınır ve burundan verilir. Aslında ağızdan nefes almak özellikle bedensel sağlık için son derece zararlıdır aynı şekilde ruhsal sağlık içinde. Burnunuzdan nefes aldığımızda içeri giren havayı burun filtreler aynı zamanda ciğerler için uygun ısıya getirir. Bu yüzden lütfen ama lütfen ağızdan nefes alma alışkanlığınız varsa bunu bir an önce terk etmeye çalışın ve nefes alıp vermek için burnunuzu kullanmaya başlayın. Hızlı ve sığ nefesler almak neye sebebiyet verir? En başta vücudumuza tek nefeste giren oksijen miktarını azaltır. Biliyorsunuz oksijen yaşam için çok önemli bir şey. Bunun dışında hızlı ve sığ nefesler aldığınızda kalbiniz zorlanır. Yani kalbinizi daha fazla zorlarsanız ve beyin de stres hormonlarının daha fazla salgılanmasına sebebiyet verirsiniz. O zaman ne yapmak lazım? Biliyorsunuz biz çareler ilgili önerilerimizi sunuyoruz. Sağlıklı nefes almayla ilgili alıştırmalar, egzersizler yapmak lazım. Bunun örneklerinden bir tanesi de aslında ben şuradan ulaşabileceğiniz bir videoda anlatıyorum. Bu anlattığım teknik nefes alma verme tekniği. Bir süre sonra sizin günlük yaşamdaki normal nefes alışverişinizi de daha sağlıklı bir hale getiriyor. Bu teknik nedir ve neden etkilidir? Bunun fizyolojik ve zihinsel etkileri nelerdir? Çok detaylı biçimde o videoda anlatıyorum. Psikoloji ve kişisel gelişim eğer ilgi alanlarınız içerisindeyse kendinizi geliştirmek sizin için önemli bir mevzuysa o zaman her hafta iki tane yepyeni video eklediğimiz kanalımıza abone olmak isteyebilirsiniz. Videoyu izledikten sonra lütfen hemen abone ola gidin. Tüm bildirimleri seçin ve bu videoyu paylaşarak ve altına yorum yazarak kanalımıza destek verin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.