Yetişkin Otizminin Bilinmeyen İşaretleri

Kalabalık bir günün ardından eve geldiğinde sadece bedeninin değil, zihninin de tükenmiş olduğunu hissediyor musun? Kendini bildin bileli sanki herkes dünyaya bir kullanım kılavuzuyla gelmiş de bir tek sana o kılavuzu vermemişler gibi hissettiğin oluyor mu? Bazen bir ortama girmeden önce söyleyeceklerini, belki hatta yapacağın esprileri bile içinden tekrar ettiğin, prova ettiğin oluyor mu? Belki bugüne kadar sana işte çok hassassın, çok takıntılısın, asosyalsın, içe dönüksün, fazla kaygılısın denmiş olabilir. Belki yıllarca depresyon ve anksiyete tedavileri gördün ama yine de bazı şeyleri çözüme kavuşturamadın ve içindeki o “Bir şey var, bir farklılık var bende.” hissi bir türlü geçmedi.

Bugün içindeki o görünmez ağırlığın olası sebeplerinden birini konuşacağız: Yetişkin otizmi. “Canım, otizmli olsaydım herhalde şimdiye kadar bunu fark ederdik.” diye düşünüyor olabilirsin. Ancak otizm dendiğinde aklımıza genellikle filmlerdeki o klişe karakterler, belirli konularda belki üstün yetenekleri olan ya da sadece çocukluk döneminde belki görüldüğünü düşündüğümüz bazı belirtiler gelebilir. İşte nedir bunlar? Konuşmanın olmaması ya da işte geç olması ya da bozuk olması, belki biraz robotik olması, göz kontağı kuramama çoğunlukla, iletişim kuramama, tekrarlayan takıntılı bazı hareketler vesaire gibi belirtiler geliyor olabilir. Ancak her otizm böyle görünmek zorunda değil. Otizm böyle lineer bir çizgi değildir aslında.

Tabii otizm deyince bu geniş bir spektrum ve altında pek çok özellik var, pek çok tür var ve her birey her belirtiyi eşit oranda göstermez. Örneğin kimisinde hiç konuşma yoktur. Kimisi harika konuşuyor olabilir, kimisi bazı seslere, kokulara karşı aşırı duyarlı iken, hatta bununla ilgili böyle duyusal patlamalar yaşıyorken, kimisinin eşiği biraz daha yüksek olabilir. Ve özellikle uyumlanma kapasitesi yüksek olan çocuklar, özellikle de kız çocukları, etraflarındaki dünyayı gözlemleyerek çeşitli durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini kopyalayarak öğrenirler. Yani belirtilerini ve bu belirtilerin ortaya çıkardığı rahatsızlıkları baskılamayı öğrenirler ki buna maskeleme diyoruz. Maskeleme, kişinin otistik özelliklerini sosyal çevreye daha uyumlu görünmek amacıyla bilinçli ya da bilinçsiz olarak bastırması ve sosyal davranışları öğrenilmiş biçimde sergilemesidir. Maskeleme dolayısıyla pek çok kişi çocukluğunda otizm tanısı almaz.

Bu arada burada yetişkin otizmi derken yetişkinlikte ortaya çıkan bir otizmden bahsetmiyoruz arkadaşlar. Yetişkin otizmi dememizin sebebi, çocuklukta maskeleme ya da çeşitli sebepler dolayısıyla tanı almamış, fark edilmemiş, değerlendirilmemiş bir otizmin yetişkinlikte değerlendirilmesinden bahsediyoruz. Yani yetişkin otizmi diye ayrı bir tanı yok. Zaten biraz sonra otizmin yetişkinlikte nasıl görünebileceğine dair işaretleri sayarken söyleyeceğim bazı özelliklerin çocukluğunuzda da izlerinin olması gerekir bu tanıyı alabilmeniz için. Bu arada ben bu işaretlerden bahsedeceğim. Ancak lütfen bunları bir bilgi edinme olarak düşünün ve şüpheniz varsa tanı için bir psikiyatri hekimine ya da nöroloji hekimine başvurun. Çünkü biraz sonra sayacağım bazı özellikler aslında otizmli olmayan bazı kişilerde de görülebilir. Örneğin işte DEHB’si olan, duyusal hassasiyeti olan, travma sonrası stres bozukluğu yaşayan kişilerde de bazı belirtiler ortaklaşa görülebilir. Ya da belki ikisi bir aradadır. Bunun ayırımını yapacak olan kişi uzman bir hekimdir arkadaşlar ki bu hekimler de psikiyatri ya da nöroloji hekimleridir.

Otizmin günlük yaşamdaki yansımalarından birincisine şöyle bir bakalım, bir tanesine bakalım. Sosyal etkileşimde çaba. Neyi kastediyorum? Diğer insanlar için sosyal etkileşim çoğunlukla böyle doğal, kendiliğinden akışında ilerleyen bir şeyken, otizmli bir birey için bu daha önceden çalışılmış, adeta zihninde kurulmuş bir senaryo gibi ilerleyebilir. Diğer insanlarınki kadar kendiliğinden ve doğal değil de daha çalışılmış şekilde ilerleyebilir. Bazı yetişkinler hatta bu durumu şöyle tarif eder: “Sosyal ortamlardayken sanki rol yapıyormuşum gibi hissediyorum.” Ya da işte, “İnsanlarla birlikteyken sürekli şimdi ne yapmam gerekiyor diye düşünüyorum. İşte şimdi ne zaman gülmem gerekiyor, işte şimdi göz kontağı mı kurmalıyım, kurduysam ne kadar oranda kurmalıyım?” gibi düşünceler sürekli zihinde dolanabiliyor. Tabii bazen bazı otizmli bireyler çocukluğundan itibaren maskeleme konusunda o kadar uzmanlaşmıştır ki artık bu davranışlar otomatikleşmiştir. Yani kişi aslında bunu daha önceden bir şekilde gözlemleyip öğrendiğinin ve aslında o sırada o zihinsel senaryoyu hayata geçirdiğinin farkında değildir. Yani bu kişiler çoğunlukla “Ben sosyalleşirken rol yapıyorum.” diye düşünmezler ya da böyle hissetmezler. Ancak eve döndüklerinde mesela şöyle diyebilirler: “Ya insanlarla birlikteyken sorun yok ama eve geldiğimde resmen tükenmiş hissediyorum, işte tamamen bitiyorum. Üç gün kimseyle konuşmak istemiyorum.” gibi. Maskeleme konusunda başarılı olan otizmli bireyler dışarıdan bakıldığında oldukça rahat, sosyal, uyumlu görünebilirler. Ancak işte bu kendisini sosyal etkileşim sonrası yoğun bir tükenme ile gösterebilir. Yani yalnız kalma, sessizlik, böyle duyusal olarak daha sakin, boş, mesela karanlık, sessiz bir odada saatlerce tek başına kalmak isteyebilir kişi. Peki bu neden oluyor aslında? Çünkü saatlerdir rol yapıyor da o yüzden, farkında olmasa da. Aslında farkında olsa da ya da olmasa da otizmli yetişkin birey… Sosyal ortamda tırnak içinde normal gözükmek adına çok yoğun bir efor sarf eder.

Otizmin günlük yaşama yansımalarından bir diğeri de arkadaşlar duyusal problemlerdir. Yani duyusal girdilere karşı fazla hassas olabiliriz, aşırı tepki veriyor olabiliriz ya da bunlara karşı tam tersi hissiz olabiliriz. Örneğin kalabalık bir alışveriş merkezindeki o ortam, o gürültü, oradaki o hareketlilik hali, orada çok fazla görüntü, renk, ses olması diğer insanlara oranla seni daha fazla rahatsız ediyor, tüketiyor olabilir. Bazı kokulara, bazı dokulara karşı çok hassas olabilirsin. Bunlara tahammül edemiyor olabilirsin. Diğer insanlara oranla daha fazla tepki gösteriyor olabilirsin. Ne bileyim mesela bazı kumaş türleri seni çok rahatsız ediyor olabilir, dayanamıyor olabilirsin. Saçının, elinin, yüzünün mesela ıslak olmasına dayanamıyor olabilirsin. Hemen onu kurulamak istiyor olabilirsin. Tam tersine bazılarına karşı da hissiz olabilirsin. Örneğin ne bileyim kendi etrafında döndüğün zaman mesela bazı insanların başı hemen dönebiliyorken senin tam tersine ne kadar dönersen dön dönmüyor olabilir gibi. Yani ya aşırı hassasiyet ya da hissizlik şeklinde kendini gösteriyor olabilir duyusal problemler. Duyusal problemlerle ilgili daha detaylı bir bilgi almak istersen şu videomu izleyebilirsin. Orada bu konuyu detaylı biçimde anlatıyorum. Aynı zamanda bazı duyulara yönelik de böyle sıra dışı ilgilerin olabilir. Yani bazı diğerlerine garip gelen bazı şeyleri seviyor olabilirsin. Mesela belirli dokulara tekrar tekrar dokunmak hoşuna gidiyor olabilir. Bazı sesleri tekrar tekrar dinlemek isteyebilirsin. Bazı hareketleri tekrar tekrar yapmak isteyebilirsin. Duyusal problemler tabii sadece otizmde görülen bir şey değildir arkadaşlar. Bu yüzden sadece bundan yola çıkarak otizm tanısı konulamaz tabii ki. Duyusal problemler bazen işte dediğim gibi travma sonrası kişide görülebilir. Aşırı yoğun stres zamanlarında ortaya çıkabilir. Anksiyetede, DEHB’de görülüyor olabilir. Dolayısıyla sadece burada saydığım işaretlerden yola çıkarak lütfen kendi kendinize tanı koymayınız. Önemli olan bunların bir bütün halinde nasıl bir örüntü oluşturduğudur ki yine tekrar ediyorum, bu örüntüyü değerlendirecek olan da bu konudaki uzman hekimdir.

Otizmin günlük yansımalarından biri de rutinlere bağlılıktır. Rutinde ısrar, rutini sevme ve rutinlere bağlılık. Şimdi kendi kendinize bir sorun. Bir plan son anda değiştiğinde nasıl hissediyorsunuz? “Genellikle olur.” deyip devam mı ediyorsunuz buna uyum sağlayıp? Yoksa bu sizi diğer insanlara oranla daha fazla mı geriyor? Ne bileyim bir arkadaşınız “Bugün buluşacağımız, şurada buluşacaktık ama oraya değil de şuraya gidelim.” dedi. Şimdi böyle bir durumda çoğu otizmli birey için bu bir stres faktörüdür. Çünkü kişi öncesinden ne kadar kalacağını, ne giyeceğini, neler konuşacağını, işte orada nerede oturacağını, bunların hepsini zihninde daha önceden senaryolaştırmıştır. Dolayısıyla gideceğiniz yer değiştiğinde sadece plan değişmiş olmuyor. Tüm bu senaryo da değişmiş oluyor. Otizmde dolayısıyla rutinlere güçlü bağlılık, değişimlere karşı direnç, değişim sırasında zorlanma ve buna uyum sağlamada güçlük görülebilir. Bu bazen de kendini şöyle gösterir arkadaşlar: Mesela hep aynı şeyleri yapmak isteme, hep aynı yere gitmek. Mesela bir kahve içiyorsun, hep aynı yere gidiyorsun. Ya da hep aynı yemeği yemek istiyorsun. Hep aynı şeyi giymek istiyorsun. Ya da bir işi yaparken hep aynı sırada yapmak istiyorsun. O sıra değiştiğinde, o işi yapmanın sıralaması değiştiğinde geriliyorsun. Bu şekilde de kendini gösteriyor olabilir. Benzer şekilde bu katı durum bazı inançlara katı bir şekilde bağlanma ya da bazı kurallara katı şekilde bağlı kalma şeklinde de kendini gösterebilir.

Ve dördüncü maddemiz takıntılı ilgi alanları. Belirli konulara yaşıtlarınızdan ya da çevrenizdeki diğer insanlardan çok daha uzun süreli ve yoğun bir ilgi gösterme durumu söz konusu olabilir. Bir konu dikkatinizi çektiğinde o konuyla ilgili böyle derinlemesine araştırma yapmak, okumak, onunla ilgili bir şeyler izlemek mesela isteyebilirsiniz. Ama bu araştırmayı bayağı ayrıntılı yaparsınız. Bu sırada bizim aşırı odaklanma dediğimiz hiperfokus durumu gerçekleşir. Hani dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda da gördüğümüz o belirli konularda aşırı yoğunlaşma, yani o konuyla ilgilenirken dışarıdan hiç kimseyi görmeme, duymama, böyle ona kapılıp gitme adeta. Yani o konuyla ilgili bir araştırma yaptığımda birisi bana seslenir ama duymam bile. Yemek yemeyi unuturum o konuyla ilgilenirken. Tuvalete gitmeyi unutabilirim. Yani çok yoğun bir şekilde ona odaklanırım ve bu odaklandığım konular zaman zaman değişebilir. Örneğin bir dönem kelimelerin etimolojik kökenlerine ilgi duyabilirsiniz. Mesela böyle bir konuyu kafaya takabilirsiniz ve kelimelerin kökenleri nedir, nereden geliyor herhangi bir kelime, dilimize nereden geçmiş, hangi dilden geçmiş, ne anlamlara geliyor, yıllar içerisinde nasıl değişmiş? Bu gibi pek çok ayrıntıyı öğrenebilirsiniz ve bu öğrendiklerinizi de çevrenizdekilerle paylaşabilirsiniz. Bir süre sonra mesela etimolojiye olan ilginiz azalır. Bu sefer belki ben ne bileyim beyin ve sinir sistemini kafaya takabilirim ve bununla ilgili pek çok detayı ve ayrıntıyı öğrenmeye çalışabilirim.

Ve son bahsedeceğim özellik otizmle ilgili olarak. Aşırı düşünme, kaygı, takıntı, belki zaman zaman dikkat dağınıklığı gibi durumlar eşlik edebilir. Yani diğerlerine oranla otizmli kişilerin bu konularla ilgili sorun yaşama olasılığı bir tık daha fazladır. Bu gibi durumlara yani biraz daha yatkındır zihinleri. Aynı zamanda pek çok kişide dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve otizm bir arada görülebilir. Böyle durumlar da var. Tabii bunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Videoyu daha fazla uzatmamak adına ancak birlikte görülebilen tanılardır bunlar. Bunları da söylemiş olayım. Şimdi arkadaşlar, bu tarz videoların sıkıntılı yönü şudur: Buradaki belirtilere bakarak pek çok kişi “Bende bu var, kesin ben otistiyim.” diyebilir. Bu bir sıkıntıdır. Çünkü buradaki az önce de tekrar tekrar söylediğim gibi, burada bahsettiğim işaretler başka pek çok durumda da görülebilir. İnsan hayatının geçici dönemlerinde de belki ortaya çıkabilir. Dolayısıyla ille de bunları gösteriyor olmak sizin otizmli olduğunuz anlamına gelmeyebilir.

Peki ben neden böyle bir videoyu paylaştım? Çünkü eğer kendinizde böyle bir şeyden şüpheleniyorsanız, bununla ilgili olarak bir psikiyatri hekimine gidip değerlendirildiğinizde ve eğer varsa otizm tanısı aldığınızda rahatlıyorsunuz arkadaşlar. Neden? Çünkü otizmli pek çok birey şunu yapıyor kendine: Kendini yargılıyor ve diyor ki, ve sorguluyor, “Neden ben böyleyim?” Dolayısıyla bu tanıyla beraber aslında daha öncesinde anlamlandıramadıkları pek çok durum yerli yerine oturmaya başlıyor. “Ha demek ki bundan dolayı ben bunları yaşıyormuşum.” hissi kişiyi rahatlatabiliyor. Dolayısıyla kişi haksız yere kendini yargılamamış oluyor. Bu yargının yerini belki öz şefkat alıyor. Artık kişi kendine karşı daha anlayışlı olmaya başlıyor. Zaten aslına bakarsanız arkadaşlar ben tabii yıllardır otizmli bireylerle çalıştım. Yani bebek otizmliden yetişkin otizmliye kadar pek çok otizmli bireyle çalıştım. Ve aslına bakarsanız otizmi ben tırnak içinde hastalık olarak değil, farklılık olarak görüyorum. Bunu bir bilgisayar metaforuyla düşünelim. Yani dünyanın büyük bir çoğunluğunda insanlar Windows işletim sistemiyle çalışıyorlar, böyle düşünün. Fakat sizin işletim sisteminiz ise Mac. Yani siz bir Mac bilgisayarsınız. Dolayısıyla Windows programlarını çalıştıramıyor olmanız ya da zorlanmanız bu konuda sizin bozuk, eksik, kusurlu, hatalı olmanızdan kaynaklı değil, işletim sisteminizin farklı olmasından kaynaklanıyor. Ben bunu bir farklılık olarak görüyorum, bir nöroçeşitlilik olarak görüyorum hatta. Dolayısıyla bu yüzden eğer böyle bir durum varsa kişilerin kendilerini yargılamalarını ve haksız yere bu şekilde acı çekmelerini istemiyorum. Belki bir yardımı dokunur diye bu videoyu da bu yüzden sizinle paylaşmak istedim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir