Deja Vu Nedir? Neden Daha Önce Yaşamış Gibi Hissederiz?
Daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gittiğinizde bir anda içinizden şu cümlenin geçtiği oldu mu? “Ben daha önce buraya geldim.” ya da “Ben daha önce bu anı yaşadım.” Aslında ilk kez oraya gitmişsinizdir ama garip bir şekilde bu sahne size çok tanıdık geliyordur. Hatta bazen yalnızca tanıdık gelmekle kalmıyordur. Bir sonraki cümleyi bile biliyor gibi hissedersiniz. İşte bu hisse deja vu diyoruz. Fransızca zaten görülmüş anlamına gelen deja vu neden oluyor? Deja vu gerçekten geçmişte yaşadığımız bir anının hatırlanması mı? Bir reenkarnasyon işareti mi? Paralel evrenlerden gelen bir sinyal mi yoksa beynimizin ürettiği bir bellek yanılgısı mı? Ya da belki tehlikeli bir nörolojik sinyal mi? Bugün çoğu insanın hayatında en az bir kere yaşadığını belirttiği deja vu kavramını psikoloji ve nörobilim açısından inceleyeceğiz. Öncelikle şunu belirtmeme izin verin. Günümüz nörobilimine göre deja vu’nun tek ve kesinleşmiş bir açıklaması yok. Ancak bilim insanlarının yine de üzerinde düşünmeye değer diye gördükleri bazı fikirler var. Şimdi gelin bunlardan bazılarına bakalım. Bunlardan ilki aşinalık ve tanıdıklığın aynı şey olmadığıdır. Neyi kastediyorum? Şimdi bunu açıklayabilmek için öncelikle bellek sistemimizin iki farklı özelliğine bir bakalım. Aşinalık ve hatırlama aynı şey gibi düşünülebilir ancak aslında aynı şey değildir. Bunlar bellek sistemimizin iki farklı özelliğidir. Şöyle düşünün. Markette birisini gördünüz ve gördüğünüzde içinizden şöyle bir cümle geçti. “Ben bu kişiyi bir yerden tanıyorum ya.” Sonra aradan belli bir süre geçti ve “Hah tamam hatırladım bu kişiyi geçenlerde restoranda bize servis yapan garsondu.” dediniz ve o kişiyi gerçekten de hatırladınız. Şimdi bu anlattığım örnekte bellek sisteminin iki farklı özelliği var. İlki aşinalık dediğimiz şey. Yani birisini gördüğünüzde size tanıdık gelmesi, o tanıdıklık hissi. Hatırlama ise onunla ilgili anıyı çağırma ve onunla ilgili anıya ulaşma. İşte deja vu için öne sürülen açıklamalardan biri şu. Deja vu sırasında beyin gerçekten de bir aşinalık hissi oluşturuyor olabilir. Ancak ortada gerçekten de buna karşılık gelen bir anı olmayabilir. Peki bu nasıl olabiliyor? Yani ortada gerçekten bir anı yoksa beynimiz nasıl oluyor da olmayan bir anıya karşı tanıdıklık hissi geliştirebiliyor? İşte bu durumla ilgili açıklamalardan biri yine Gestalt etkisi ya da parçalı benzerlik. Yani deja vu sırasında yaşadığınız o yeni deneyim, geçmişteki başka bir anıya tam olarak denk gelmiyor olabilir ama bazı kısımları benziyordur. Örneğin yeni girdiğiniz ortamdaki o ortamın, mekânın düzeni, eşyaların yerleştiriliş biçimi, belki ışığın geliş açısı, ortamdaki bir koku belki. Yani yeni deneyimdeki bu gibi küçük özelliklerin bir kombinasyonu eski deneyimdeki bazı parçalara benziyor olabilir. Beyin bilinçli olarak hangi anıya ya da anılara benzediğini bulamasa da o aşinalık hissi oluşuyor olabilir. Bu durumla ilgili bir diğer açıklama da çifte işleme ya da nöral gecikme hipotezi. Bu yaklaşıma göre aynı deneyime ait bilgilerin işlenmesinde çok küçük bir zamanlama farkı oluşması, ikinci işlenen bilginin yanlışlıkla daha önce yaşanmış gibi bir aşinalık yaratmasına katkıda bulunabilir. Ancak şunu belirtmeliyim. Bu hipotez, yani bu nöral gecikme hipotezi bilimsel olarak kanıtlanmış bir bilgi değil, kanıtlanmış bir mekanizma değil. Yani beynin aslında iki farklı sinyali işte milisaniyelik bir farkla algılıyor. O yüzden deja vu yaşıyorsun diye kesin bir şey söyleyemeyiz. Aslında deja vu ile ilgili bence en önemli noktalardan bir tanesi şu. Yani bir şeye karşı bir aşinalık hissi yaşıyor olabiliriz. Yani herhangi bir his yaşıyor olabiliriz. Önemli olan bu histen ziyade bizim bu hisle ne yaptığımız. Yani bu hissin gerçekliği yansıttığına yüzde yüz inanmak ve ona kapılmak mı yoksa aramıza bir mesafe koymak mı? Buradaki en önemli nokta aslında şu. Herhangi bir his gelebilir. Önemli olan bizim o hissi nasıl açıkladığımız, nasıl yorumladığımız, ona yüklediğimiz anlamdır çoğu zaman. Ve bu yüklediğimiz anlam mutlak gerçekliği yansıtmıyor olabilir. Beynimiz bir his üretince hemen onu açıklamaya çalışır. Onunla ilgili bir senaryo yazar, onunla ilgili bir hikaye oluşturur. Yani şunun gibi. “Şu anda bende bir aşinalık hissi var, sanki buraya daha önce geldim. Yoksa gerçekten de geldim mi? Belki de daha önce buraya gerçekten geldim. Belki de daha önce ben geçmiş hayatımda burada yaşayan bir insandım. Belki de ben işte daha öncelerinde buralarda yaşayan bir kraldım ya da kraliçeydim.” Yani yaşadığımız his gerçektir ama onunla ilgili yaptığımız açıklama, o hisle ilgili düşüncelerimiz, o hisle ilgili fikirlerimiz, o hisse yüklediğimiz anlam her zaman mutlak gerçekliği yansıtmıyor olabilir. Tanıdıklık, aşinalık hissi gerçektir. Gerçekten de o sırada bir şeyleri hatırlıyor gibi hissedersiniz. Ama bu gerçekten de bu tarz şeyler yaşadığınız anlamına gelmez ya da bu sonucu çıkarmaya yetmez. Şimdi bu bilgi bizim için önemli. Neden? Çünkü biz stresle, kaygıyla, panik atakla baş ederken hep ne diyoruz? Düşünceler her zaman mutlak gerçekliği yansıtmaz. Genellikle çok stresli olduğumuz zamanlarda kaygı ya da panik atak yaşarken şöyle bir durum oluşur. Bedensel bir his oluşur. Bu his mesela kalbinizin çok hızlı çarpıyor olması olabilir. Kalp krizi geçiriyormuş gibi hissedebilirsiniz ya da boğuluyor gibi hissedebilirsiniz. Bu his geldiği zaman anında zihnimiz otomatik olarak bununla ilgili bir senaryo yazar demiştik ya. “Aha nefesim hızlandı. Kesin kalp krizi geçiriyorum. A bak kolum da uyuşuyor sanki. Kesin bir sorun var. Şimdi bakın ya düşersem, ya bayılırsam?” Bunlar zihnimizin yazdığı senaryolar. Gerçeklik ise ne? Gerçeklik benim o sırada kalbimin hızlı çarpması, nefesimin sığlaşması. Gerçekten de o hissi yaşıyorumdur burada. Ama onunla ilgili yaptığım yorum, yani kalp krizi geçirdiğim, boğuluyor olduğum ya da şimdi düşüp bayılacağım bilgisi, yorumu ise doğru değildir. İşte bu ikisi arasındaki farkı anladığında bile çoğu kişi anksiyeteyle, panik atakla baş etmede oldukça rahatlar. Çünkü bilir ki her gelen çarpıntı kalp krizi değildir. Her gelen panik atak öleceğin anlamına gelmez. Bunlar senin zihninin yazdığı senaryolardır. Her zaman mutlak gerçekliği göstermez. İşte o yüzden bir dahaki sefere deja vu yaşadığınızda belki şu soruyu kendinize sorabilirsiniz. Gerçekten ben bunu daha önce yaşadım mı? Yoksa beynim sadece bir aşinalık hissi mi veriyor bana? Peki bu durum ne zaman normal, ne zaman bir nörolojik değerlendirme gerekebilir? Eğer ara sıra ve birkaç saniyeliğine süren deja vu’lar yaşıyorsanız bu çok ciddi bir durum olmayabilir. Genellikle çoğu insan bunu yaşadığını belirtir. Ancak eğer çok sık ve belirgin bir şekilde tekrarlıyorsa, uzun sürüyorsa, bu sırada bilinçte kopma, yanıt vermeme, sonrasında olayı hatırlamama gibi durumlar söz konusuysa, bu duruma belirgin koku ve tat halüsinasyonları eşlik ediyorsa, ani ve yoğun korku ve istemsiz hareketler gibi durumlar da söz konusuysa bu durumda temporal lob açısından nörolojik bir değerlendirme gerekiyor olabilir. Çünkü deja vu bazı kişilerde temporal lob kaynaklı fokal nöbetlerin başlangıç belirtisi olabilir. Eğer bu durumdan şüpheleniyorsanız bir nöroloji hekimiyle görüşmenizi öneririm. Siz en son ne zaman ve nasıl bir deja vu yaşadınız? Yaşadığınız ilginç deja vu anlarını yorumlarda lütfen bizimle paylaşın. Eğer bu gibi konular dikkatinizi çekiyorsa yeni videolarımızdan haberdar olabilmek için kanala abone olmayı ve bildirim zillerini açmayı unutmayın lütfen. Bu videoların daha fazla sayıda kişiye ulaşabilmesine destek olmak için videoyu beğenebilir, yorum yapabilir, sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz.