PYGMALION ETKİSİ NEDİR?

Pygmalion etkisi diye bir kavram duymuş muydunuz? Sosyal psikolojide “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” olarak adlandırılan bu kavrama göre; kişilere dair sahip olduğumuz inançlar bir süre sonra kendi kendilerini gerçekleştiriyorlar. Yani gerçeğe dönüşüyorlar. Peki ama bu nasıl oluyor?

 İsterseniz önce Pygmalion ismi nereden geliyor bir ona bakalım. Mitolojiye göre eski Kıbrıs prensi Pygmalion, ki kendisi aynı zamanda bir heykeltıraş, ideal dişi temsil eden bir kadın heykeli yapmaya başlıyor ve bir süre sonra bu heykel o kadar güzel oluyor ki bizimki bu heykele aşık oluyor ve tanrılara yalvarmaya başlıyor. “Lütfen, bu heykeli gerçeğe dönüştürün” ve bu sırada heykele adeta gerçek bir kadınmışçasına davranmaya başlıyor. Bir süre sonra Pigmalion’un bu yakarışları tanrılar tarafından duyuluyor ve Tanrı Afrodit heykeli gerçek bir kadına dönüştürür, ki heykelin adı Galatea diye de geçer mitolojide heykeli gerçek bir kadına dönüştürüyor. Yani bizim Pygmalion heykele öyle bir davranıyor ki gerçekten de heykel bir kadına dönüşmeye başlıyor. Bu yüzden işte kişilere dair sahip olduğumuz inançlar ve onlara gösterdiğimiz davranışların, onların performansını etkilediği kavramına Pygmalion etkisi deniyor.

 Peki gerçekten de kişilerin performanslarına dair inançlarımız, onların performansını etkiliyor olabilir mi? Bununla ilgili gerek işyerlerinde gerek okullarda sayısız bilimsel çalışmalar yapılmış ve bunun gerçekten de doğru olduğu gösterilmiş. En bilinen deneylerden bir tanesi Sosyal psikolog Rosenthal tarafından 60’lı yılların sonuna doğru yapılıyor. Bu deneyde 18 öğretmen ve 650 öğrenci denek olarak kullanılıyor. Deneyin başında öğrenciler bir zeka testine tabi tutuluyor ve her birinin normal zeka düzeyinde olduğu görülüyor ardından öğrenciler iki gruba ayrılıyor ve öğretmenlerde iki gruba ayrılıyor birinci grup öğrencilerin öğretmenlerine deniliyor ki; sizin grubunuzda ki bütün öğrenciler üstün zekalı, ikinci gruptaki öğretmenlere ise böyle bir şey söylenmiyor yani çocukların normal zeka düzeyinde olduğu belirtiliyor. Bir yıl sonra öğrencilerin akademik performansları ve IQ seviyeleri tekrar ölçülüyor ve bir yılın sonunda görülüyor ki gerçekten de öğrencilerin akademik düzeylerinde anlamlı derecede artış var hatta IQ puanları dahi olumlu düzeyde bundan etkilenmiş görünüyor. Peki ama bu nasıl oluyor? Aslında bunun açıklaması sosyal psikoloji tarafından şöyle yapılıyor : bir bireyin performansına dair sahip olduğumuz inanç, ona dair davranışsal sistemlerimizi etkiliyor. Yani biz bir şekilde o bireyin üstün zekalı olduğunu düşündüğümüzde ona dair davranışlarımızı değişmeye başlıyoruz. Muhtemelen öğretmenlerin üstün zekalı olduğunu düşündükleri öğrencilere olan davranışları daha farklıydı. Örneğin herhangi bir öğrenci bir soruyu çözemediğinde öğretmen bunu onun performansının düşüklüğüne bağlarken, üstün zekalı bir çocuk yapamadığını söylediğinde, sen yapabilirsin inanıyorum diye düşünüp buna uygun şekilde ona yaklaştı ve belki tekrar tekrar açıklama yaptı ve sonucunda da öğrencinin performansı bundan olumlu şekilde etkilendi. Yani aslında inançlar davranışlarımızı, davranışlarda performansı etkiler gibi gözükmekte. Bu etki filmlere ve müzikallere de konu olmuştur.

George Bernard Shaw ünlü eseri My Fair Lady de Profesör Doktor Higgens Çiçekçi Kız DoLittle’a bir hanımefendi gibi davranarak onu gerçekten bir hanımefendi yapacağını iddia eder ve bunu başarır.

Öyle görünüyor ki bireylere dair sahip olduğumuz inançlar davranışlarımızı, bu davranışlarda onların performansını etkiliyor. O zaman acaba aynı şey kendimiz için de geçerli olabilir mi? Yani kendimizle ilgili olarak ben bunu yaparım ya da ben bunu yapamam dediğimde bu bizim davranışsal seçimlerimizi etkiliyor ve gerçekten de sonuçta başarılı ya da başarısız olmamızı etkiliyor olabilir mi? yani Henry Ford’un da dediği gibi “İster başarılı olacağını düşün, ister olmayacağını. Muhtemelen her iki durumda da haklısın”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.