NASIL KENDİM OLABİLİRİM?
Sırtımızdaki o ağır yük, depresyonun uzun anksiyetenizin, öfkenizin belki de en derindeki nedeni kendiniz gibi olmamanız. Sahi yorulmadınız mı o maskeyle dolaşmaktan? Dışarıda “mış” gibi yaptığımız aman birileri yanlış anlamasın beni, aman beni kabul etsinler, beni reddetmesinler, beni dışlamasınlar ya da aman birileri üzülmesin diye taktığımız ya da takmak zorunda olduğumuzu düşündüğümüz o maskeden bahsediyorum. Sürekli takmak zorunda olduğumuzu düşündüğümüz o maske o kadar ağır ki ve onu kaldırınca o kadar hafifleyeceksiniz ki gerçek olabilmek olduğun gibi olabilmek o kadar büyük bir ihtiyaç ki ve o kadar rahatlatıcı ki. İyi de herkesin kendini çok mutlu, çok başarılı, çok mükemmelmiş gibi sunduğu bu dünyada ben nasıl kendim olabilirim ki diyorsanız, gelin bazı ipuçlarını bu videoda konuşalım. Çocukluktan itibaren sosyalleşme sürecinde toplum ve ailemiz bize neyin iyi, neyin kötü, neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez olduğuna dair pek çok şey öğretir ve bu doğrultuda biz kötü ya da kabul edilemez olduğunu düşündüğümüz yönlerimizi bastırmaya, reddetmeye başlarız. Ve aslında bu reddettiklerimiz ya da bastırdıklarımız kendimizdir. Kendimizin son derece doğal parçalarıdır. Örneğin sus, ağlama, niye ağlıyorsun? Bunu ağlanır mı? Erkek adam ağlamaz şeklinde sürekli uyarılan bir çocuk, yetişkinliğinde duygularını göstermenin bir şekilde Üzülmenin kızmanın, ağlamanın zayıflık olduğuna inandığı için daha doğrusu ona böyle öğretildiği için böyle gözükmek adına bir maske takar ve dışarıda sürekli sanki çok güçlüymüş, duygusuzmuş maskesiyle birlikte yaşar. Ya da mesela şu üstünü başını değiştir ne biçim gözüküyorsun ne kadar da kötü gözüküyor ne kadar çirkinsin, bu çocuk nereden gelmiş diyecekler şeklinde büyütülen çocuk, bir süre sonra ben olduğum halimle sevilebilir değilim.
Eğer olduğum halimle insanlara yaklaşırsam beni hor görürler, beni sevmezler şeklinde bir inanç geliştirebilir. Tabii tüm bunların sonucunda kendimiz olursak, olduğumuz gibi olursak diğer insanlar tarafından sevilmeyeceğimize kabul edilmeyeceğimize dair bir inanç oluşturmaya başlıyoruz. Ve evet çeşitli maskeler geliştiriyoruz kendimize. Dolayısıyla eğer kendimiz olursak diğer insanların bize saygı duymayacağına, bizi sevmeyeceğine yine bizi kabul etmeyeceklerine inanmaya başlarız. Çocukluğumuzdan itibaren ve insanlarla iletişim kurarken bir maske takmaya başlarız. Yani gerçek benle insanlar arasına bir maske girmeye başlar. Bu maske toplumsal yaşamda gerektiğinde takılmalıdır elbette. Ne de olsa her ortamda, her kişiye, içimizden her geleni söylemek zararlı olabilir. Ancak maske çok uzun süre ve her türlü ilişkide takılmaya başlandığında bir süre sonra kişinin benlik algısını bozmaya başlar. Yani kişiyi kendi benliğini unutmaya başlayabilir. Adeta kendine yabancılaşmaya başlar. Diğerlerinin tarafından kabul edilebilme, sevilebilme isteğiyle kişiyi kendisiyle ilgisi olmayan davranışlar gösterebilir. Artık davranışlarının ve seçimlerinin sahibi, gerçek sahibi kendisi değil, el alem olmuştur. Eller ne der, eller ne düşünür baskısıyla adeta kendine git gide yabancılaşmaya başlar. Hatta bazen acaba hangisi gerçek ben hangisi maske? Bunu kendisi bile ayırt etmekte güçlük çekebilir, o kadar bütünleşmiştir maskesiyle. Sorun şu ki, gerçek benlikle dışarıya göstermiş olduğum benlik arasındaki fark arttıkça hissettiğim stres miktarı da artmaya başlar. Kişi her ne kadar diğerleri tarafından sevilse de her şey yolundaymış gibi gözükse de içten içe kendini yalnız ve huzursuz hisseder. Ne de olsa bir yalanı yaşamaktadır. Diğerlerinin sevdiği şey aslında kişinin gerçek benliği değil, onun takmış olduğu maskesidir ve kendisi bunu bilmektedir.
Peki ne yapalım da kendimiz olalım? Kendimizi nasıl ortaya koyalım? Gelin şimdi de bunu konuşmaya başlayalım. İlk adımımız öncelikle seni sen olmaktan, olduğun gibi olmaktan alıkoyan şey ne? Bunu keşfet. Reddedilme kabul edilmeme korkusu mu? Eğer ben olduğum gibi olursam beni sevmezler, beni hor görürler, beni kabul etmezler inancı mı? Gerçek ben dayanıksız, gerçek ben yetersiz, zayıf, güçsüz bu dünyayla baş edemez inancı mı? Altta yatan temel inançların uyumsuz şemaların neler? Bunu keşfetmek sana yardımcı olacak şemalar çocukluktan itibaren hayata, kendimize ve dış dünyaya dair geliştirdiğimiz katı inançlardır ve biz diğerlerine ve kendimize bu inançlar çerçevesinde bakarız. Yani adeta gözümüze taktığımız bir gözlük gibi düşünün bunu. Ve biz artık her şeyi o pencereden, o bakış açısından görmeye başlarız. Ne yazık ki çocukluğumuzda geliştirdiğimiz bazı inançlar olanı olduğu gibi algılamamızı engeller yani gerçekliği çarpıtarak algılamamıza yol açar. İşte bunları uyumsuz şemalar diyoruz. Bu şemalar acaba neler sende? Bunu fark etmen önemli. Çünkü aslında en temelde senin kendin gibi davranmana engel olan şey o inançlar, o bakış açısı. Bu şemaları keşfetmen de sana yardımcı olabilecek bir oynatma listem var. Şemalar ve baş etme yolları başlıklı oynatma listeme gidip oradaki videoları izlemenizi ve önerileri uygulamanızı öneririm. Şimdi şemalarımız o kadar önemli ki. Çünkü kendimize ve dış dünyaya dair o inançlar. Dedik ya, bütün bakış açımızı etkiliyor ve yeri geldiğinde gerçekliği çarpıtarak algılamamıza yol açıyor. Mesela çocukluğundan itibaren içten içe çirkin olduğunu düşünen bir kişi, yetişkinliğin de bunun tam tersi kendisine söylense de bunun tam tersi ile ilgili kanıtlar kendisine sunulsa da ne bileyim işte modellik yapsa, güzellik yarışmalarında birinci olsa bile içten içe hala aynaya baktığında çirkin bir beden görmeye devam edebilir.
Bu yüzden ilk işimiz öncelikle o uyumsuz şemalarımız neler? Bunu keşfetmek olsun. İkinci adımımız gerçek beni tanımaya çalış. Sen ne kadar tanıyorsun acaba? Gerçek beni tanırsan, belki de seversin. Gerçek sen kimsin? Seni tanımlayan en önemli özellikler neler? Bu hayatta senin için en önemli unsur değerlerin neler? Şimdi bunlara çeşitli cevaplar veriyoruz ve doğru cevapları verdiğimizi zannediyoruz çoğu zaman. Çünkü kendimizle ilgili bir zannettiklerimiz var bir de gerçekten olduklarımız var. Aslında bu sorulara verdiğimiz cevapların çoğu, özellikle bireysel farkındalığı düşük kişilerde gerçek beni değil, daha çok dışarıya yansıtmayı tercih ettiğim. Toplum tarafından daha cici görülen yönlerimi içeren cevaplar oluyor. Acaba bunlar ne kadar gerçekten senin içselleştirdiğin gerçek sen ne kadarı toplum tarafından empoze edilmiş? Davranışlarının altında yatan temel nedenler neler, ihtiyaçların neler bastırdığın gölge yanların neler? Bunları fark et mesela. Çocukluğumuzdan itibaren kişiliğimizde kabul edilemez, kötü tırnak içinde kaka olarak düşündüğümüz yönlerimizi bastırırız demiştik işte bu bastırdığımız yönlerimize gölge yanlarımız diyoruz. Tabii gölge yanlarımız biz onları bastırdık diye kaybolup gitmiyor. Yok olmuyor. Aksine bilincin dışında büyümeye, güçlenmeye ve davranışlarımızı etkilemeye ve hatta çoğu zaman ele geçirmeye devam ediyor. Yani içimizde adeta bizden habersiz bir yönetim daha var ve o yönetimin ipleri, o yönetim aslında bastırılmış gölgemiz. Çoğu açıklayamadığınız davranışlarınızın tepkilerinizin altında aslında gölgemiz var. O yüzleşmeye korktuğumuz, kaçtığımız, vakti zamanında bastığımız ve bastırdığımızı dahi unuttuğumuz gölgemiz, yargılamalarınız diğer insanlara en çok eleştirdiğiniz konular aşırı reaksiyon vermelerimiz. Tetiklenmeleriniz, nedenini bilmediğiniz öfke, hüzün, kıskançlık gibi zorlayıcı bir takım duygular. Diğer insanlarda sizi aşırı rahatsız eden ya da aşırı hayranlık uyandıran birtakım yönler. Bunların her biri sizin gölgenizin yansımaları. Yani gerçek benle tanışmak istiyorsak öncelikle o hep kaçındığımız, yok saydığımız, üstüne kilitler vurduğumuz, bir köşeye fırlatıp attığımız o karanlık yönlerimiz ile yani karanlık derken illa kötü olmak zorunda değil kendimize dair son derece doğal, hatta bazen güzel yönleri de karanlığa, karanlık tarafa atmış olabiliriz. Yani gölgede kalmış, aydınlanmış bütün bu yönlerimiz ile tanışmaya başlamak lazım. Gerçek benlik ile tanışmak için. Bununla ilgili olarak Kendini Tanıma ve Bireysel Farkındalık başlıklı oynatma listemdeki videolardan faydalanabilirsiniz. Bu oynatma listesinin içerisindeki videolarda çeşitli teknikler, araçlar, kağıt kalem çalışmaları bulacaksınız. Kendinizi daha yakından tanımaya yönelik. Ve üçüncü adımımız. Gölgene sahip çık. Kendi gerçek benliği, gölgemi ve maskemi fark ettikten sonra onlarla barışmam da çok önemli. Şimdi bir kere kendi eksik yönlerinin, kendi artı ve eksi yönlerinin farkında olan insan bunları yönetebilir. Farkında olmayan insan ise az önce de bahsettiğim gibi hiç farkında olmadan bunların etkisi altına girer. Bunların doğrultusunda davranır, bunların etkisiyle davranır. Ve ne yazık ki çoğu davranışını, çoğu tepkisini yönetemez. Kendi zayıf yönlerinin farkında olan ve buna anlayış gösteren, bunu kabul eden insan kendisiyle barışır ve bir kere kendisiyle barışmış olan insan, yani kendi gölge yönlerini fark eden, kabul eden ve onlara sarılan, onları kucaklayan insan diğer insanlara karşı da daha anlayışlı olur. Çünkü şunu bilir hepimiz eksilerimizle artılarımızla değerliyiz.
E tabi doğal olarak da kendinizi seven insan, kendisiyle barışık insan kendisini daha rahat ortaya koyar. Bir maske takma gereği duymaz. İnsanın kendisini olduğu gibi kabul edebilmesi için öncelikle şunu kabul etmesi lazım. Her birimiz eksiklerimizle, artılarımızla, güçlü yönlerimizle, zayıf yönlerimizle, yeteneklerimizle, zaaflarımızla bir bütün olarak bunların tümüyle değerliyiz. Bir insanın zayıflıklarının, kusurlarının olması onu komple kötü, komple başarısız bir insan yapmaz. Yani içten içe korkuların olabilir. Çok doğal, hepimiz de var, bende de var. Bu seni komple korkak bir insan yapmaz. İçten içe bencilliklerin, kıskanmaların olabilir. Bu seni komple kötü, kötü niyetli bir insan yapmaz. Yani ya o ya da öbürü olmak zorunda değilsin. Aslında sen bunların yani artı ve eksi yönlerinin bir toplamısın bir birleşimisin ve bu halinle de çok değerlisin. Dördüncü adımımız haklarımızı bilmek, daha doğrusu haklarımızı hatırlamak diyelim. Kendim olurken neleri yapmama hakkım var, neleri yapmak zorunda değilim, neleri yapmaya mecbur değilim. Ne güzel demiş Jean-Jacques Rousseau. İnsanın özgürlüğü, istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır. Zorunda olmadığın birkaç şeyden bahsedeyim mesela. Bakma sen Instagram’da herkesin öyle göründüğüne. Her zaman mutlu, enerjik, bakımlı ve güzel olmak zorunda değilsin. Senin de mutsuz, dağınık, depresif olmaya hakkın var. Zaman zaman böyle olabilirsin. Bu seni komple tırnak içinde “loser” yapmaz. Herkesle uyumlu olmak. Kendin pahasına her şeye evet demek zorunda değilsin. Herkese kendini sevdirmek zorunda değilsin. Sen ne yaparsan yap, bazıları seni sevmeyecekler ve bu çoğu zaman seninle değil, onlarla ilgili olacak. Kendin mutsuz olsan da diğer insanları mutlu ve rahat hissettirmek zorunda değilsin.
Kendi öz bakımına öncelik tanıyabilirsin. Tabii bunları söylüyorum. Bazı insanlar çok uçlarda algılayabiliyor. Ne yani canımız istedi diye gidip başka insanlara zarar mı verelim? Hayır. Burada kastettiğim şey bu değil. Ve eminim bu videoyu izleyenlerin büyük bir yüzdesi benim ne demek istediğimi gayet iyi anlıyor. Ve beşinci adımımız gerektiğinde yeri geldiğinde kendini ifade et, kendini ortaya koy, ben varım de. Duygunu ihtiyacını, isteğini gerektiği zaman, doğru yerde, doğru şekilde, doğru zamanda ifade et. Kibarca, sakince, patlamadan, öfkelenmeden karşı tarafı yargılamadan, yerden yere vurmadan ama kendi hakkını da yedirmeden sakince ve kendine güvenli bir şekilde kendini ifade et. İyi de bu nasıl yapılır diyorsan eğer hala izlemediysen “Kırmadan söyle ama nasıl?” Başlıklı videomu izleyebilirsin. Orada bunun formülünü veriyorum. Bu videoların linklerini açıklama kısmına koyacağım. Ve son adımımız. Kendine zaman tanı. Sabırlı ol. Sonuçta yıllar, yıllar, yıllardır bir maskeyle dolaşıyorsun çoğu zaman. Dolayısıyla kendin olabilmek gerçek ben olabilmek biraz zaman alabilir. Yani bir tik tok videosu izledim iki dakikalık hemen kendim oldum. Bu ne yazık ki çoğu zaman böyle bir şey değil. Biraz çaba, emek, zaman gerektiriyor. Biz buna bireysel farkındalık yolculuğu diyoruz ki hakikaten de sabırlı ve güçlü olmak gerekiyor. Bu yola çıkabilmek ve bu yolda ilerleyebilmek için. O yüzden kendine biraz zaman tanı, hemen pes etme. İlk başlarda kendini huzursuz hissedebilirsiniz, gergin hissedebilirsin. Bu çok normal. Denemeye devam. Bir süre sonra kendin gibi olmak senin doğalın haline gelecek ve bu o kadar hafifletici ve rahatlatıcı olacak ki bunu çok seveceksin.