Kendini Değersiz Hissettiğinde İzlemen Gereken O Video
Birisi sana cevap vermediğinde, belki bir yere davet edilmediğinde ya da birisi seni eleştirdiğinde ya da yaptığın bir hatayı sana söylediğinde ya da belki kimse bir şey dememiştir ama başkalarının dışarıdan görünen böyle çok mutlu, başarılı, zengin, ışıltılı hayatlarına şahit olduğumuzda ya da ne bileyim belki kendi yaşıtlarımızın işte evlilik, terfi, çocuk sahibi olma gibi toplum tarafından belirlenen o kilometre taşlarına ulaştığını duyduğumuz anlarda. Bazen bu gibi anlarda içimizde ağır bir çöküntü yaşarız. Bu bir kıskanma gibi değildir. Bu daha çok böyle bir eksiklik, bir kendine acıma durumu gibidir. Sanki herkes çok iyidir, çok ilerlemiştir ama bir tek biz geride kalmış, kusurlu, eksik bireylerizdir. Kendimizi çok değersiz ve işe yaramaz hissedebiliriz. Peki böyle anlarda neler yapabiliriz? Gelin konuşalım. Değersizlik aslında bir his değil, bir inanç ve genellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yaşadığımız bazı deneyimler sonucunda bu inanca sahip oluyoruz. Özellikle bu dönemlerde temel psikolojik ihtiyaçlarımız, örneğin yeterince sevilmek, görülmek, duyulmak, onaylanmak vesaire gibi bu temel ihtiyaçlarımız yeterli ve tutarlı bir şekilde karşılanmadıysa bu durumda sınırlı bir bakış açısına sahip çocuk zihnimizle bazı kararlara varırız ve bu bakış açısıyla tırnak içinde suçu diğerlerinde değil kendimizde ararız. Eğer benim temel ihtiyaçlarım yeterince karşılanmadıysa bunun suçlusu benim. Demek ki ben yeterince iyi, yeterince çalışkan, yeterince güzel değilim. Bu inanç bir kere oluştuktan sonra çok derinlere yerleşir ve yetişkinlikte çok da fark edilmeyebilir. Sadece işte bazı durumlarda tetiklendiğinde bunu anlayabiliriz. Hatta bazen kişi bu inancın yarattığı sıkıntıyı bastırabilmek için farkında olmadan çok iyiyi, çok mükemmeli, çok öz güvenliyi oynayabilir dışarıdan çok güçlüyü oynayabilir ve hatta bir süre sonra bu role kendini çok kaptırıp gerçekten de öyle olduğuna inanabilir. Ama aslında kişi bu sırada farkında olmadan içindeki o yarayı kapatabilmek ya da o yaradan kaçabilmek için aşırı derecede çaba gösteriyordur. Peki değersizlik hissi dediğimiz şey bir duygu değil, bir inançsa o zaman o sırada hissettiğim duygu ne? Ne olabilir? Pek çok şey olabilir ama genellikle o sırada en yoğun hissettiğimiz duygu utanç duygusudur. Utanç fark edilmesi zor duygulardan biridir. Çünkü çoğunlukla başka duygularla karışır ya da başka duyguların maskelerinin altına gizlenir. Aslında biraz dikkatli baktığında bu duyguyu görebilirsin ve bedeninde de bunu hissedersin. Şöyle bir hatırla bu duygu geldiğinde ne hissediyorsun bedeninde? Mesela omuzların çöküyor, kapladığın alan daralıyor. Bedensel olarak küçülüyorsun yani. Göz temasından kaçınıyorsun ve adeta bir deliğe girip orada saklanmak istiyorsun. Yani sosyalleşmek değil, insanlardan kaçmak istiyorsun belki de bu duygu geldiğinde. Peki böyle bir durumda mesela tetiklendik birden. Birinin söylediği bir şey ya da yaşadığımız bir olay o sırada içimizdeki o utanç duygusunu ya da değersizlik inancını tetikledi. Ne yapalım o sırada? Öncelikle bedenden başlayalım arkadaşlar. Unutmayın hisler de bedeni etkiler, beden de hisleri etkiler. Ne demişti Doktor Christine Neff? “Kendimizi kötü hissettiğimizde fiziksel bir jest kullanmak, zor duygulardan kafamızı kullanarak çıkmaya çalışmaktan çok daha etkilidir. Çünkü memeli beyni sıcaklık ve dokunuşun ilkel diline kelimelerden çok daha hızlı yanıt verir.” Utancı ya da değersizliği fark ettiğiniz an, yani bu tetiklendiği an odağınızı derhal bedeninize getirin ve şöyle bir bakın bakalım ne durumda? Omuzlarınız ne durumda? Nefesiniz ne durumda? Sırtınız ne durumda? Hemen bunları düzeltmeye başlayın. Yani şunu yapın. Eğer omuzlar aşağıdaysa şöyle bir omuzları geriye doğru getirin, bir göğsü açın, kapladığınız alanı genişletin, sırtınızı dikleştirin. Çenenizi muhtemelen şöyle baş öne doğru düşmüştür. Çenenizi şöyle yukarıya doğru alın, dik durun, ayaklarınız yere sağlam bassın ve ayaklarınızı hafifçe yere doğru ittirin. Tabanlarınızdaki o basıncı hissedin. Kapladığım alanı genişletmek için şöyle ellerimle yanlara doğru sanki yanlarda bir duvar var ve ben onları ittiriyormuşum gibi yanlara doğru ya da öne doğru ittirme çalışmaları yapın. Birkaç dakika sadece ya da birkaç saniye hatta. Bu gibi durumlarda genellikle nefesimizi tutarız. Hemen buna dikkat edin ve yavaş ve derin nefesler almaya çalışın. Nefesinize bakın, sığ mı? Onu biraz derinleştirmeye çalışın. Derin bir nefes alın ve çok yavaş bir biçimde bu dik pozisyonda nefesinizi verin. Herhangi bir his geldiğinde ve sizi gerçekten bedensel ve zihinsel olarak çok zorladığında bununla ilgili yapabileceğiniz pek çok bedensel ve zihinsel teknik var. Bu teknikleri Kasım ayında başlayacak yeni online atölye çalışmamız Fırtınada Dengede Kalmak eğitiminde sizlerle paylaşıyorum. Haftada iki akşam sekiz ile on saatleri arasında buluşuyoruz online olarak ve bu teknikleri birlikte öğreniyoruz, uyguluyoruz. Eğer sen de bize dahil olmak istersen Fırtınada Dengede Kalmak Online Atölye programımın bilgi ve başvuru linkini aşağıda yoruma ekliyorum. Ve ikinci adımımız. İkinci adımda önce bir bedenimizi rahatlattıktan sonra bir ana geldikten sonra şunu hatırlatalım zihnimize. Hisler ya da Düşünceler her zaman mutlak gerçekliği yansıtmaz. Aslında çoğu zaman işte o çocukluk döneminde geliştirdiğimiz kendimizle ilgili, hayatla ilgili, ötekilerle ilgili geliştirdiğimiz o katı inançlar sebebiyle çoğu zaman olanı olduğu gibi algılayamayız arkadaşlar. Olanı bu inanç merceğinden geçiririz ve çarpıtarak algılarız. Neyi kastediyorum? Örneğin içten içe değersizlik inancına sahip birisi, birine seslendiğinde ve cevap alamadığında aklına gelen ilk ihtimal, o kişinin duymamış olabileceği ya da dikkatinin belki de o sırada çok dağınık olabileceği değildir. Böyle bir olay gerçekleştiğinde değersizlik inancına sahip kişinin aklına gelen ilk ihtimal şudur. Zihnindeki o derinlerdeki inancı destekleyecek bir kanıt olarak görür bunu. Ve bak gördün mü? Beni duyuyor ama cevap vermiyor. Tabii ben kimim ki zaten? Öylesine eksiğim ki, öylesine değersizim ki beni insandan bile saymıyorlar. Bana cevap bile vermiyorlar. Şunu unutmamamız lazım. Bir şeyi hissediyor olmakla gerçekten öyle olmak aynı şey değil. Yani değersiz hissediyor olabilirsin. Şu anda kendinin çok değersiz olduğuna inanıyor olabilirsin ama bu gerçekten de öyle olduğun anlamına gelmez. Burada yanlış anlaşılma olmasın. Hissettiğin şey yanlış derken sen böyle hissetmiyorsun aslında demek istemiyorum. Evet gerçekten de sen böyle hissediyorsun ama reel hayatta, gerçekte bunun bir karşılığı olmayabilir demek istiyorum. Örneğin güzelliği tescillenmiş nice modeller, mankenler kendilerinin aşırı kilolu ya da çirkin olduğuna inandığı için terapi alabiliyorlar. Aslında bunu fark etmek çok önemli bir aşama arkadaşlar. Çünkü bunu fark etmek demek, ben ve düşüncelerim arasına bir mesafe koymak demek. Ki biz buna bilişsel psikolojide ayrışma diyoruz. Yani ben düşüncelerimden ibaret değilim. Ben başka düşüncelerim başka. Burada düşünceler var. Ben o düşünceler değilim. O düşünceleri gözlemleyen kişiyim. Hislerinizi dışarıdan bir göz gibi gözlemlemeyi öğrendiğinizde onlara kapılıp boğulmanın da önüne geçmiş olursunuz. Ve üçüncü adımımız arkadaşlar kıyaslamayı bırak. Eğer kendini yetersiz ve çirkin hissediyorsan muhtemelen bu aralar sosyal medyada çok kaydırma yaptın. Bunu azalt çünkü sosyal medyanın gerçekten de böyle bir etkisi var. Peki sosyal medyanın neden üzerimizde böyle bir etkisi var? Çünkü birileri bundan para kazanıyor. Birileri senin yetersizlik, değersizlik gibi hislerini tüketimi teşvik etmek adına kullanıyor. Reklam ve pazarlama stratejileri genellikle insanların arzularını, isteklerini, eksiklik hislerini harekete geçirmeye dayanır. Bazen önce sana problemi hissettirirler mesela. Cildin yeterince güzel değil. Eğer şu üç şey varsa demek ki botoks vaktin gelmiştir. Ya da alttan alta evin yeterince şık değil, şunu şunu almalısın mesajlarını gönderirler. Sende bu eksikliği yarattıktan sonra da sana bir ürünü, bir hizmeti ya da bir yaşam tarzını çözüm olarak sunarlar. Sen de bir anda bende bu yok, bu ürün yok işte. Ya da ben bu hizmetten faydalanmıyorum. Niye yok? Bende de olmalı.” diye düşünürsün ve o eksiklik hissini azaltmak için o ürünü ya da o hizmeti satın alırsın. Bu nedenle özellikle kendini değersiz hissettiğin zamanlarda alışverişe yöneliyorsan kendine şunu sor. Gerçekten bir şeye mi ihtiyacım var yoksa şu anda kendimi eksik hissettiğim için mi buna ihtiyaç duyuyorum? Ve dördüncü adımımız arkadaşlar ne demiştik? Genellikle değersizlik inancı utanç duygularını çok yoğun biçimde harekete geçirir ve utancın panzehiri de en temelde öz şefkattir. Dolayısıyla dördüncü adımımız öz şefkat. Peki öz şefkat nedir? Hiç bilmeyenler için öz şefkat, kişinin kendine de tıpkı diğerlerine olduğu gibi anlayışlı ve nazik davranabilmesidir. Özellikle bir hata yaptığında ya da bir başarısızlık yaşadığında. Genellikle kendimize karşı çok katıyız, çok acımasızız ve kendimizden çok yüksek beklentilerimiz var. Bir hata yaptığımızda mesela kendimizi çok acımasızca yargılayabiliyoruz. Bir başkasına asla söyleyemeyeceğimiz kelimeleri, cümleleri kendimize sarf edebiliyoruz. İşte öz şefkat diyor ki bugünden itibaren bunu yapma. Bir dostuna, sevdiğin bir arkadaşına zor bir anında nasıl destek oluyorsan kendine de öyle destek olmayı dene. Tabii yanlış anlaşılmasın, öz şefkat bir olumlama yapmak demek değildir. Öz şefkat kişinin kendisine sürekli olarak “Ben mükemmelim, ben harikayım, hiçbir şeyi yanlış yapmıyorum.” demesi değildir. Ya da ne bileyim hatalarını görmezden gelmesi demek değildir. Öz şefkat daha çok zorlandığın anlarda senin de bir insan olduğunu, hata yapmaya hakkın olduğunu, her zaman mükemmel olmak zorunda olmadığını kabul edebilmek. Yaptığın hataları bir benlik meselesine dönüştürmeden alman gereken dersleri yanına alıp kendini daha fazla hırpalamadan yoluna devam edebilmen demektir daha çok. Ve beşinci adımımız mümkünse bir terapist yardımıyla içerideki o yaralı çocuk parçamızla çalışmak. Neyi kastediyorum? Çocukluk döneminde aldığımız yaralar bugünü de etkiliyor arkadaşlar. Dolayısıyla bu yaralara şöyle bir göz atmak ve bu yaraları öz şefkatle sarmayabilmek için yapabileceğiniz pek çok çalışma var. Bunları bir terapist yardımıyla gerçekleştirmek çok daha güvenlidir. Ancak böyle bir imkanınız yoksa kendi kendinize de uygulayabileceğiniz bazı teknikleri bu kanaldaki bazı videolarda bulabilirsiniz. Oynatma listeleri bölümüne bir göz atmanızı öneririm. Size yardımcı olabilecek oynatma listelerinin linklerini aşağıda yoruma ekleyeceğim. Ayrıca son kitabım Endişeye Mahal Var içerisinde de yine biliyorsunuz pek çok uygulama ve teknik var zorlu duygularla baş edebilmek için. Burada da yine içsel yaralı çocuk parçamızla çalışabilmek için size yardımcı olabilecek pek çok tekniği, bilgiyi bulabilirsiniz. Onun da linkini yine başa sabitlediğim yoruma ekliyorum. Eğer bu video sana bir parça olsun nefes aldırdıysa, yalnız olmadığını hissettirdiyse aşağıdan videoyu beğenmeyi ve kanala abone olarak bu topluluğa dahil olmayı unutma. Aşağıda yorumlar bizim dertleşme köşemiz. Düşüncelerini bizimle paylaşabilirsin. Bu süreçte kendine çok iyi bak. Her ne kadar sen inanmasan da değerlisin. Görüşmek üzere.