Durup Dururken Daralıyor Musunuz? Sebebi Bu Olabilir

Hiç durup dururken, görünürde hiçbir sebep yokken aniden gelen bir daralma, bir tahammülsüzlük, buradan hemen kaçmalıyım hissi yaşadığınız oldu mu? Her şey üstünüze üstünüze geliyor gibidir. Kalbiniz hızlanmaya başlar ve zihniniz bu durumu yorumlar ve senaryoyu yazar. Eyvah! Çok daraldım, kalbim de hızlandı. Acaba anksiyete atağı mı geliyor tekrar? Ya da panik atak mı yaşayacağım? Allah’ım ne oluyor böyle? Neden böyleyim? Neyim var benim? Yoksa deliriyor muyum? Peki ya o an yaşadığınız şeyin kök nedenlerinden biri aslında sinir sisteminizin aşırı yüklenmesinden kaynaklı yaşadığınız bir duyusal taşma ve bunun çarpık yorumlaması ise? Bugün bu videoda kendi yaşadığım panik ataklara ve anksiyeteme bakış açımı ve bu duruma olan tepkimi tamamıyla değiştiren ve bana çok yardımcı olan bir bilgiden bahsedeceğim. Sağlıklı ve dengeli çalışan bir sinir sistemi tıpkı bir süzgeç gibidir. Aynı anda hem dış dünyadan hem de kendi bedenimizden gelen milyonlarca veriyi işler. Peki ne yapar bu süzgeç? Çok kabaca odaklanabilmen için önemli olanı öne çıkarır, önemsiz olanları ise eler, arka plana atar. Mesela şu an bu videoyu izlerken belki klimadan gelen ses, belki dışarıdan gelen araçların sesini duymuyorsunuz. Çünkü beyniniz onları filtreledi. Ancak kaygılı olduğumuz dönemlerde, aşırı stresli zamanlarda ya da doğuştan duyusal hassasiyete sahip bir sinir sistemimiz varsa o süzgeç eskisi kadar iyi çalışmayabilir. Şöyle bir gününüzü hayal edin. Sabah uyanır uyanmaz bakılan o telefonların parlak ve bir sürü renk içeren ekranları, bir sürü görsel veri. Arka planda belki hiç kapatılmayan televizyonunuzun ya da radyonuzun gürültüsü ya da belki de bir taraftan da arka planda çalan bir videonun sesi. Gün boyu peş peşe gelen bildirim sesleri. Kalabalık bir ortamda aynı anda konuşan insanlar. Trafik kornaları, egzoz, parfüm ya da ter kokuları. Hatta o gün giydiğiniz tişörtün belki etiketinin sırtınızda yarattığı o batma hissi ya da giydiğiniz pantolonun kumaşının sertliği ya da sizi sıkması. Duyusal hassasiyeti olan biri için bu uyaranların her biri sinir sistemine ek bir yük gibidir ve gün içerisinde bardak yavaş yavaş dolmaya başlar. Bu kadar çok uyaranı aynı anda işleyemediğinde ne olur biliyor musunuz? Yük kapasiteyi aşar ve beyin şu kararı verir: şu anda güvende değiliz. İşte bazı kişilerde bu durum yoğun huzursuzluk, kaçma isteği ve bedensel stres tepkilerini tetikleyebilir. Ne olur? Kalbiniz hızla çarpmaya başlayabilir. Nefesiniz sığlaşır. Böyle bir basar yani ortam sizi ve içinizden bir ses “Buradan hemen çıkmalıyım, boğuluyorum.” der. Peki biz bu bedensel hisleri yaşadığımızda ne yapıyoruz? Hemen bu durumu yorumlamaya başlıyoruz. Ve bu yorumlamalarımız genellikle çok da sağlıklı olmayabiliyor. “Eyvah! Yine anksiyetem tuttu. Yoksa kalp krizi mi geçiriyorum? Yoksa panik atak mı gelecek? Hasta mıyım ben? Niye böyleyim?” diyerek kendimizi yargılamaya ve felaket senaryoları yazmaya başlıyoruz. Ve aslında yaptığımız bu yorumlama üzerimizdeki yükü daha da artırıyor ve bir kısır döngünün içerisine giriyoruz. Yorumladıkça daha da kötü hissediyoruz. Kötü hissettikçe daha da fazla yorumluyoruz ve stres döngüsünün içerisinde ne yazık ki boğuluyoruz. Oysa sinir sistemimizin o an bize anlatmaya çalıştığı şey çok yalın ve sadedir. Aşırı yüklendim, lütfen biraz yavaşla, biraz sadeleş, daha fazla uyaran işleyemiyorum. Tıpkı aşırı yüklenen bir asansörün durması ve kendini kilitlemesi gibi. Asansörün çalışmamasının sebebi bozuk olması değildir, kapasitesinin dolmuş olmasıdır. Yük azaltıldığında tekrar çalışır ve eğer sinir sistemi hassasiyetin varsa senin asansör biraz daha çabuk doluyordur. Ben bunu öğrendiğimde kendi adıma hayatım değişti. Çünkü en başta kendimi sorgulamayı ve yargılamayı bıraktım. Ne oluyor bana? Durup dururken niye böyle oldu? Ya ben hiç mi düzelmeyeceğim? Yeter artık ne zaman bitecek bu? Demeyi bıraktım. Çünkü şunu kabul ettim. Bazılarımızın sinir sistemi çevreden gelen uyaranlara karşı daha duyarlıdır, daha çabuk dolup taşar. Mesela bazılarımızın beyni ve sinir sistemi doğuştan bu şekildedir. Yani doğuştan farklı kablolanmıştır. Örneğin otizm ya da dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılarında çoğu zaman duyusal hassasiyet problemleri eşlik eder. Ayrıca bu sonradan da gelişebilir. Bazılarımızda da travmalar ve kronik stres sonucunda sinir sisteminde bu şekilde bir hassasiyet oluşmuş olabilir. Bunu kabul edip kendinizi yargılamadığınızda, sorgulamadığınızda ve bu durumu daha felaket bir senaryoya bağlamadığınızda zaten iş büyümüyor. Artık zorlandığım zamanlarda kendi kendime şunu söylüyordum: Sanırım şu an duyusal yüküm biraz arttı. Sistemi biraz soğutmam, yükü biraz hafifletmem gerekiyor diyorum. Sonra da daha sakin bir ortama geçip bana iyi gelen, bu duyusal yükü hafifleten aktiviteler yapıyorum. Tabii ki bunları yapabilmemde günlük olarak sinir sistemi düzenlememi kolaylaştıran, sinir sistemimi daha esnek halde tutabilen, yani- Herhangi bir tehlike yaklaştığında işte harekete geçebilmemi, o tehlike geçtiğinde ise gevşeyebilmemi sağlayan sinir sistemimi esneten günlük sinir sistemi egzersizlerinin de oldukça etkisi var -ki bunların birçoğunu bu kanaldaki videolarda bulabilirsiniz. Ayrıca yeni çıkan kitabım “Endişeye Mahal Var” içinde de yine sinir sistemini düzenleyebilmeyle ilgili pek çok bedensel ve zihinsel teknik bulacaksınız. Şimdi bu bilginin başka bir faydası da önlem alabilmek. Yani duyusal olarak sizi yükleyebileceğini öngördüğünüz ortamlara girmeden önce çeşitli önlemler alabiliyorsunuz. Örneğin kalabalık ve çok uyaranlı bir ortama gireceğin zaman belki yanına bir kulaklık alabilirsin. Gün içerisinde parlak ışıklardan ya da sesten böyle uzak kalabildiğin sakin bir yerde küçük belki duyusal molalar verebilirsin ve sistemin yükünü biraz hafifletebilirsin. Tabii duyusal taşmayı sadece o an müdahale ederek değil, gün içerisinde duyusal yükümüzü hafifleterek de yönetebiliriz. Örneğin kendimizi sürekli olarak kapasitemizin sonuna kadar zorlamamak, yeterince mola vermek mesela bu da sinir sistemine bir yatırımdır. Aşırı yüklenmenin önüne geçmiş olursun, önlem almış olursun yeterince mola vererek. Yoğun günlerin ardından belki başka bir plan eklememek, yeterli uykuyu alabilmek, çok aç, çok susuz kalmamak çünkü bunlar da sinir sistemini zorluyor. Günün sonunda ya da ortalarında sistemin yükünü hafifletmesine yardımcı olabilecek bazı egzersizleri günlük rutinine katmak. Örneğin bunlar nefes egzersizleri olabilir, belki yoga olabilir, belki yürüyüş olabilir, belki bir hobinle ilgilenmek olabilir. Şöyle bir giysi dolabına bakıp belirli türden giysileri elemek ve belirli türden giysileri daha çok tercih etmek. Örneğin belki çok sıkmayan, çok kaşındırmayan kumaşlar, daha rahat ayakkabılar gibi. Bunun yanı sıra aynı zamanda evin içinde de kendinize böyle daha sakin bir duyusal rahatlama alanı oluşturabilirsiniz. Mesela bu alan belki daha loş bir alan olabilir. Böyle ışığın daha az olduğu ya da daha böyle beyaz ışıklar yerine daha böyle sarı ışıkların tercih edildiği, daha az eşyanın olduğu, size iyi gelen renklerin bulunduğu, size iyi gelen yine dokuların bulunduğu bir oda olabilir. Tabii bunun için kendi bedeninizi iyi bir şekilde de gözlemlemeniz gerekir. Yani neler bana iyi geliyor, neler beni daha fazla yüklüyor gibi. Tabii tüm bunları yaparken amacımız kaçmak değil. Yani bunu bir kaçma aracı olarak kullanıyorsak bu bir sıkıntı. Amacımız kaçmaktan ziyade küçük bir mola verebileceğimiz alanlar oluşturmak. Yine bununla ilgili önlem olarak mesela kendinize bir günlük tutabilirsiniz. Yani kendinizde gözlemlediğiniz, duyusal olarak sizi rahatsız eden ya da size iyi gelen unsurları not ettiğiniz bir duyu günlüğü oluşturabilirsiniz. Tabii elbette şunu da eklemek gerekir ki duyusal taşma, anksiyete ya da panik atakların tek açıklaması değildir. Ancak bazılarımız için resmin gözden kaçan bir parçası olabilir. Panik atağı tek bir şeye bağlayamayız. Anksiyeteyi, kaygı bozukluklarını tek bir şeye bağlayamayız. Bunların altında genetik yatkınlık, geçmişten gelen öğrenmeler, çocukluk yaralarımız, bilişsel yorumlama biçimlerimiz gibi pek çok faktör yatar. Eğer sen de anksiyete ve stresle baş edebilmenin yollarını arıyorsan, tüm bu mekanizmaları, sinir sistemini düzenleyen somatik çalışmaları, öz şefkat ve mindfulness tekniklerini son kitabım “Endişeye Mahal Var” içinde bulabilirsin. Ayrıca bu kanalda oynatma listeleri bölümünde kaygı, panik atakla ilgili oynatma listesinin altında bulabilirsin. Bunun dışında kanalımıza katıl üyesi olarak video eğitimler seviyesinden katıl üyesi olarak panik atak ve anksiyeteyle baş etme video eğitimini dilediğin zaman dilediğin kadar izleyebilirsin. Siz de kendinizde duyusal taşma hissettiğiniz anları lütfen yorumlarda bizimle paylaşın, üzerine konuşalım. Neler daha çok size yük oluşturuyor? Hangi ortamlarda, hangi durumlarda, hangi sesler, hangi kokular, hangi dokular sizi daha çabuk böyle duyusal olarak dolduruyor ve taşırıyor? Bunları yorumlarda paylaşın, bakalım neler göreceğiz. Videoyu faydalı bulduysanız beğenmeyi, alta yorum yapmayı ve bir sevdiğinizle paylaşmayı lütfen unutmayın. Gelecek videolarda görüşmek üzere kendinize iyi bakın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir