KEŞKE 20 YAŞIMDA BİLSEYDİM DEDİĞİM 3 HAYAT DERSİ – 20 Yaş Tavsiyeleri – Gençken Bilinmesi Gerekenler
Merhaba Psikoloji Severler, Nasılsınız? Bu hafta sizinle biraz sohbet tadında bir video paylaşacağım. Son zamanlarda çok fazla kendi kendime şunu dediğimi fark ettim. Ya keşke şunu daha önceden bilseydim. Keşke 20’li yaşlarıma geri dönebilsem bunu deyince aklıma bu videoyu oluşturmak geldi. Zira bu yaşa kadar hatalarımdan, hayattan, okuduklarımdan öğrendiğim bazı anahtar öğretileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım özellikle genç arkadaşlara ve hatta hala bu hataları yapmaya devam eden yetişkin izleyicilerimizde de minik de olsa bir faydası dokunur. Zira ne demiş Tolstoy, başkalarının hayatından ders alın. İnsan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor. Hayattan öğrendiğim ilk dersle başlayalım. Birinci ders şu oldu. Hayat çizgisi her zaman yukarıya doğru gitmez. Dolayısıyla tüm bunlara katlanabilmek için esnek ol. Neyi mi kastediyorum? Genellikle bizim hayatla ilgili, gelecekle ilgili, hedeflerimizi ulaşmakla ilgili beklentimiz. Hayat çizgimizin yönü şu şekildedir. Yani yukarıya doğru dümdüz bir gidişat hep daha iyiye doğru, hep daha güzele doğru. Her geçen gün, bir önceki günden, bir önceki aydan, bir önceki yıldan sanki daha güzel olacakmış gibi. Gel gör ki çoğu zaman hayat çizgisi daha çok şuna benzer. Hayatta inişler ve çıkışlar her zaman var olacak. Bir kere iflas ettiniz diye ya da bir kere bir başarısızlık yaşadınız diye. Ya da bir kere hayatınızı ciddi bir olay yaşadınız diye böyle aşağı doğru gidişatı simgeleyen kötü bir olay yaşadınız diye. Bu her şeyin bittiği, bir daha asla aynı olamayacağı ya da sizin komple yetersiz ve başarısız biri olduğunuz anlamına gelmiyor.
Zira şu anki başarı hikayelerinin büyük bir kısmı daha önceki başarısızlıklar üzerine kurulmuş. Aslına bakarsanız iniş çıkış olmayan dümdüz bir çizgi sadece öldüğümüz anda mevcut. E madem hep yukarıya doğru dümdüz bir çizgi olamıyor, o zaman aslında resmin şöyle bir bütününe bakabilmek, yani belki bir adım geriye doğru çekilmek ve resmin bütününe baktığımızda o eğrinin genel olarak yukarıya doğru çıktığını görmek için çabalamak gerekiyor belki de. Aslında burada tam olarak kastım şu. Hayata dair çok katı beklentileri olan kişiler bu beklentilerine ulaşamadıklarında ya da herhangi bir şekilde o hedefe doğru ilerlerken ufak tefek sıkıntılar yaşadıklarından irili ufaklı aslında illa küçük sıkıntılarda olması şart değil. Bir şekilde aşağıya doğru iniş diye tabir ettiğimiz bir olay yaşadıklarında aynı sertlikte yıkılırlar. Yani hayata karşı ne kadar sertsen, ne kadar katı beklentilerin varsa yıkılışın da o kadar sert oluyor. Aslında gençliğin verdiği coşku ve idealizmle bu hataya çoğunlukla düşüyoruz. Kendi 25 yaşımı düşünüyorum. Yirmi beş yaşındayken bir sürü hedefim vardı ve hali hazırda bu hedeflere ulaşamadığım için sürekli kendimle bir savaş halindeydim. Yirmi beşime geldiğimde kariyerimde şu noktada olmalıyım. Özel hayatımda bu noktada olmalıyım. Hayatım şöyle şöyle şöyle olmalı ki aslında 25 şu an bakıyorum da yani çocukluk gibi geliyor bana. Daha çocuksun belki de 25 yaşında ama 25 yaş için oldukça büyük ve ciddi hedefler koyduğumu, kendimden ve hayattan çok fazla beklentilerimi olduğunu görüyorum. Tabii 25’ine geldiğimde ne özel hayatımda ne de iş hayatımda bu hedeflerin hiçbirini gerçekleştirememişim ve bu yüzden sürekli kendime neden böyle oldu? Böyle olmamalıydı? Ben bunu hak etmemeli miydim? Diye söylemlerde bulunduğumu ve kendi kendime hem bedenen, ruhen yıprattığı mı hatırlıyorum? Tabii bunun böyle olmasının en büyük sebeplerinden bir tanesi şu inanca sahip olmamdı. Bir insan eğer gerçekten istense ve hak ederse istediği her şeyi kavuşabilir, istediği her şeyi gerçekleştirebilir.
Aslında bu güzel bir bakış açısı bir yere kadar. Kendi hayatınız ile ilgili birtakım sorumlulukları üzerinize almanızı sağlıyor ve yaşamla ilgili hedefler belirleyip iyimser bir şekilde onlara doğru ilerlemenizi sağlıyor. Ancak bunu biraz abarttığınızda yani yaşamdaki her şeyi kontrol edebileceğinizi dair inancınız belli bir sınırın üzerine geçmeye başladığında bu sefer yok yere kendinizi yıpratmaya başlıyorsunuz. Çünkü yaşamdaki her şey aslında bizim elimizde değil. Her şey bizim kontrolümüzde değil. Bazen kontrolümüz dışındaki unsurlarda bizi etkileyebilir. Bu durumda bu sonuçlardan sadece kendimizi sorumlu tutmak ne yazık ki kendimize yaptığımız bir haksızlık. İşte bu yüzden 20’li yaşlarıma şimdi dönebilsem kendime şöyle söylerdim. Yaşama karşı bu kadar katı olma. Kendini, beklentilerini, inançlarını, bakış açısını esnet. Yaşamdaki her şeyi senin kontrolünde değil. Her şey olması gerektiği zamanda ve olması gerektiği şekilde oluyor ve bu her zaman senin planlarını uymayabilir. Yaşama direnme olanı kabullenmeyi ve hayata uyum sağlamayı öğren. Sakin ol, rahat ol, bir kasma ya. Geçenlerde bir kafede oturmuş huzurla denizi seyrederken birdenbire biraz öteme genç bir kadın ve arkadaşı geldiler.
Genç kadın oldukça öfkeliydi. Suratı kıpkırmızı idi. Boyun damarları çıkmıştı. Arkadaşına iş yerinde yaşadığı bir olayı anlatıyordu. Belli ki bu olay onu çok öfkelendirmişti, çok üzmüştü. Yüksek sesle ve ağlamaklı bir şekilde olayı arkadaşına anlatıyordu. Tabii ister istemez ben de kulak misafiri oldum. Olay aslında çok yaşamsal bir olay değildi. Ancak genç kadın o sırada olayın etkisiyle o kadar çok kendini yıpratıyordu ki. Muhtemelen bu olayın verdiği stresle o sırada bütün kasları kasılmıştı. Stres sırasında salgılanan kortizol ve adrenalin hormonların da etkisiyle tüm vücut fizyolojisi değişmişti. Kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Beyin kimyasalları, tansiyonu, şekeri, kolesterolü hepsi darmadağın şu an. Belki de sorsanız 1 yıl sonra bu olayı hatırlamayacak bile. Ancak şu anda kendini olabildiğince yıpratan bu genç kadına içten içe üzüldüm. Sonra dönüp kendi gençliğine baktım. Sen ne yapıyordun peki o yaşlardayken dedim. Ne yazık ki ben de aynı şeyi yapıyordum. Keşke o zamanlar ben de 5’e 5 kuralı bilseydim. 5’e 5 kuralı ne mi? Efendim 5’e 5 kuralı diyor ki 5 yıl sonra hatırlamayacağınız bir olay için 5 dakikadan fazla üzülmeyin diyor. Yani bir şey sizin için 5 yıl sonra önemini kaybedecekse ona üzülmek için 5 dakikadan fazla bir süre harcamayın. Gerçekten de şöyle bir düşündüğünüzde 5 yıl önce kafayı taktığınız, üzüldüğümüz, kaygılandığınız ya da öfkelendiğiniz hangi olayları hatırlıyorsunuz ya da kaçını hatırlıyorsunuz? Tabii bu dediğim böyle ufak tefek mevzular için geçerli.
Yani 5 yıl sonra da önemi olacak mevzulardan bahsetmiyorum. Ancak genellikle yaşamın büyük bir çoğunluğunda aslında değil 5 yıl sonra, 1 yıl sonra dahi hatırlayamayacağımız aslında önemini yitirecek o kadar çok şeye anlık olarak sinirlenip, öfkelenip kaygılanıp bedenimizi, ruhumuzu yıpratıyoruz ki çoğu zaman farkında değiliz. Bir yıl sonra belki bu olayı hatırlayacaksınız ama ne yazık ki bedeniniz hatırlayacak. Neyi mi kastediyorum? Şöyle ki eğer gerçekten de böyle ufak tefek şeylere sürekli sinirlenen, öfkelenen ya da kafayı takan, üzülen, kaygılanan bir kişi iseniz belki bir yıl sonra siz bu olayı hatırlamayacaksınız bilinçli zihninizle ancak olay anında yaşadığınız o duyguların şiddetiyle vücudunuzda geçirdiğiniz o fizyolojik değişimler bir süre sonra bağışıklık sisteminize ve organlarına zarar vermeye başlayacak. Yani hiç değişmeyecek mevzular için canım bedeninizi hoyratça kullanmış olacaksınız. Ben bunu kendi hayatımda şöyle uyguluyorum. Diyelim ki trafikte gidiyorsunuz, birisi bir kabalık yaptı. O sırada böyle bir sinirleniyorsunuz, öfkeleniyorsunuz sonra ya bir dakika bu insan için ya da belki de bir yıl sonra hatırlayamayacağım hatırlasam da şu anki kadar önemli olmayacak bir mevzu için sevgili nöronları mı üzmeye değer mi? Canım bedenime zarar vermeye değer mi? Değmez. Ben bunu birebir kural olarak uyguluyorum. Yani bir yıl sonra hatırlamayacak bir şey için 1 dakikadan fazla harcama. Bundan kafayı takmama sanatı ve birkaç videoda da bahsetmiştim. Gerçekten benim için çok hayat kurtarıcı bir ders. O yüzden çok seviyorum bunu. Yani bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı? Sorusunu çok seviyorum ve gerçekten de anlık olarak hayat kurtarıcı olduğunu düşünüyorum.
O yüzden yaşamdan şimdiye kadar öğrendiğim ikinci dersin bu olsun. O da birebir kuralı ya da beşe beş kuralı. Bir yıl sonra ya da 5 yıl sonra hatırlayamayacağım. Senin için hala bir önemi olmayacak bir mevzu için beş dakikadan fazla harcama. İnsan gençken hep güçlü ve sağlıklı olacağını zannediyor. Malum 20 ile 30 yaş arası insan bedeninin en güçlü olduğu yaşlar. Dolayısıyla bu yaşlarda hem bedenimizi hem de ruhumuzu olabildiğince hoyratça davranıyoruz. Sağlıksız beslenebiliyoruz yediğimize içtiğimize dikkat etmiyoruz. Uykunuza dikkat etmeyebiliyoruz. Yani bizim için sağlık böyle çok birincil bir yerde olmayabiliyor. Çünkü bedenen ve ruhen etkilerini henüz tam anlamıyla görmüyoruz. Sağlığımıza dikkat etsek bile bu en fazla ne bileyim bir spor salonuna gitmek, egzersiz yapmak ya da çeşitli vitamin hapları almak gibi daha çok bedene yönelik birtakım önlemler oluyor. Oysaki bedenimiz kadar ruhumuz da önemli. Zaten ruhta olan bir şey bedeni de etkiliyor ve sizin şu anki yaşam alışkanlıklarınızı yani yemenizden, içmenizden, uykunuzdan tutun da düşünme alışkanlıklarınızı kadar. Yani sürekli karamsar olmak, her şeyi kafaya takmak, ne bileyim sürekli kaygılı olmak, genel olarak stresli bir yapıya sahip olmak. Bunların her biri belki de o 20’li yaşlarda bedeninizi henüz çok etkilemiyor olabilir. Ya da ruhsal sağlığınızı ancak bu şekilde devam ettiğiniz takdirde ne yazık ki belli bir süre sonra sizi ciddi yıkımlara yol açabilir.
Bu yüzden şimdiden, yani hasta olmayı beklemeden, bedensel ve ruhsal olarak hasta olmayı beklemeden şimdiden ruhunuzu da bedeninize de iyi bakın. Mindfulness, meditasyon, nefes egzersizleri, olumlu düşünme teknikleri gibi bedensel ve zihinsel pek çok tekniği öğrenin. Bunları hayatınıza sokun. Yani bunları hayata geçirmek için illa bir sorunla karşılaşmayı beklemeyin. Her şey yolunda gitse dahi bunları öğrenmek için çaba harcayın ve uygulayabilmek için. Çünkü bugün yaptığınız her şey aslında hem bugünü hem de geleceği bir yatırım. O yüzden 20 yaşıma dönsem derdim ki bedenine ve ruhuna hoyratça davranma. Bedenine de ruhuna da şimdiden bakım yap. Çünkü gelecekte buna ihtiyacın olacak. Efemdim, 20’li yaşlarımda keşke bunu bilseydim ve keşke hayatıma geçirseydim dediğim üç tane anahtar öğreti den bahsettim bu videoda. Peki sizler eğer geçmiş versiyonunuza geri dönseydiniz, ne bileyim bundan on yıl öncesine, 20 yıl öncesine, belki 30 yıl öncesine geri dönseydiniz? Kendinize ne gibi tavsiyelerde bulunurdunuz? Sizin yaşamdan çıkardığınız en önemli tecrübeler, yaşam dersleri nelerdir? Bunları bizimle paylaşmanızı gerçekten çok isterim. Yorumlarda lütfen bunu belirtin. Belki de sizin yaşam tecrübeleriniz ihtiyacı olan bir başkasına ışık tutabilir. Bu yüzden yorumlarınızı bekliyorum. Bu kanalda her hafta kişisel gelişim ve psikoloji ile ilgili iki tane yepyeni video paylaşıyoruz. Eğer bu konular ilgi alanınız içerisinde ise kanala abone olmayı unutmayın. Kanalımıza katıl üyesi olarak destek verebilirsiniz. Ayrıca videoyu beğendiyseniz beğen tuşuna basmayı ve aşağıda yorum yazarak bize destek vermeyi de unutmayın lütfen.