Panik Ataktan Özgürleşmenin Tek Yolu

Şu an bu videoyu izliyorsan muhtemelen sen de bir şeylerden kaçıyorsun ya da bir şeylerle mücadele ediyorsun. Belki bir anda yükselen nabzınla, belki içinde oluşan birdenbire gelen o göğsündeki sıkıntıyla, belki de zihninde dönüp duran felaket senaryolarıyla. Yıllardır bize kaygının düşman olduğu anlatıldı. Mücadele et onunla, yen onu, kurtul ondan dendi. Peki savaştıkça ne oldu? Üzerine doğru gelen o dev dalga küçüldü mü yoksa daha da büyüyerek seni yuttu mu?

Ben Psikolog Özlem Özsoylar. Bugün sizlere endişeyle olan savaşınızı neden derhal bitirmeniz gerektiğini ve asıl özgürlüğün direnmekte değil, ona yer açabilmekte olduğunu anlatacağım. Öncelikle bir parantez açalım. Şu anda karşınızda sadece bir psikolog unvanıyla konuşan bir kişi yok. Ben de senelerce o boğucu panik ataklarla yaşamış, panik bozuklukla zar zor nefes alabilmiş ve zaman zaman hâlâ kaygıyı misafir eden biriyim. Yani acınızı sadece kitaplardan okumadım. Ben de bizzat o tünelin içinden geçtim. Bunu açıklıyorum çünkü muhtemelen çoğunuz şunu söylüyor ve çok da haklı: Bunu ancak yaşayan gerçekten anlar.

Şimdi o parantezi kapatalım ve şu gerçekle tekrar yüzleşelim. Kaçtığın, direndiğin ya da bastırdığın ne varsa onu büyütürsün. Kaygı, suya bastırmaya çalıştığımız bir top gibidir. Sen onu bastırdıkça o dipten güç alır ve daha da ivmelenerek güçlü bir şekilde yukarıya doğru fırlar. Diyelim ki dışarı çıkacaksın. Tam kapıya geldin ve o anda o tanıdık sıkıntı hissi ve belki de kalp çarpıntısı başladı. Ya fenalaşırsam, ya bayılırsam? Ya dışarı çıktığımda panik atak gelirse? Ya daha kötü olursam? Diyerek bir an durdun. Kapıyı kapattın ve dışarı çıkmaktan vazgeçtin. İçeriye geri döndün. O an şöyle derin bir nefes alıp kurtulduğunu zannedersin, değil mi? Aslında o an tam tersine bir adım atmış oldun.

Kısa vadede belki kurtuluş gibi görünen o hareket, uzun vadede beynine şunu öğretti: Evet, dışarıda gerçekten çok ölümcül bir tehdit vardı ve biz içeride kalarak bu tehditten korunduk. Yani sen kendini kurtardığını, güvende kaldığını zannederken beynin aslında kendisinde var olan tehlike haritasına yeni bir madde daha ekledi. O gün asansörde panik oldun ve merdivene mi yöneldin? Beynin not etti. Asansör tehlikeli. Yeni bir madde daha eklendi. Trafikte belki bunaldın ve yolunu mu değiştirdin? Beynin not etti. Trafik ölümcül. Artık her asansöre yönelişte ya da her trafik yoğunlaştığında beynin alarm tuşuna basarak seni korumaya çalışacak. Bu durum bir kısır döngü gibi çalışır ve sen kaçtıkça yaşam alanın biraz daha daralır. Bir süre sonra bir bakmışsın ki artık evden çıkamaz hale gelmişsin.

Bu arada sizler nelerden en çok kaçınıyorsunuz? Bunları yazarsanız sevinirim yorumlara. Mesela ben kendi adıma toplu taşıma ya binmek, mesela metro gibi daha böyle kapalı ortamlar ya da uzak mesafelere gitmek konusunda sıkıntı yaşıyordum. Şimdi biliyorum bunu dinlerken pek çoğunuz bir taraftan da içten içe bana kızıyorsunuz. Böyle konuşuyorsun ama kolay mı? O sırada öyle büyük bir korku, dehşet hissi geliyor ki, öyle büyük bir sıkıntı geliyor ki bunları düşünemiyoruz. Hiçbir şey yapamıyoruz, kitlenip kalıyoruz diyebilirsiniz. Çok da haklısınız. Çünkü sinir sistemi o sırada çok ölümcül bir tehditle karşı karşıya olduğunu düşünüyor ve buna uygun yanıtları devreye sokuyor. Ve işte tam o yangın anında beynin mantık süzgeci kapalı olduğu için işte sakin ol gibi birtakım ya da işte olumlu düşün gibi birtakım uyarılarla elbette ki sakinleşemiyoruz.

Peki bu gibi durumlarda ne yapılabilir? Bu felaket döngüsünü kıracak ve bizi anlık olarak şimdiye buradaya, o felaket düşüncelerinden ya da bedensel duyumlara aşırı odaklanmış halimizden başka taraflara, daha dış dünyaya çekebilecek topraklanma teknikleri var. Mesela bunlar uygulanabilir ki bunları daha önce kanalımda paylaşmıştım. Şuradan ulaşabilirsiniz. Yine yorum kısmına da bunu ekleyeceğim. Şimdi şöyle düşünüyor olabilirsiniz. Peki bu panik atak geldiğinde ya da gerçekten o sıkıntının şiddeti çok yükseldiğinde dikkatimizi dağıtarak, işte birtakım topraklanma tekniklerini uygulayarak rahatladık diyelim. E o anlık rahatlıyoruz ama yani bunun bir daha olmaması için bir şeyler yapabilir miyiz? Ya da daha uzun vadeli başka bir çözüm var mı diyorsanız elbette ki var. Ancak bu çaba, sabır ve emek gerektiriyor.

Bu topraklama tekniklerini aynı zamanda yeni çıkan kitabım Kaygı ve Panik Atak için hazırladığım uygulamalı çalışma kitabı Endişeye Mahal Var’ın içinde bulabilirsiniz. Endişeye Mahal Var’ı sizler için sadece böyle okuyup kenara koyulacak bir kitap değil, bu süreçte, yani bu kaygı, panik atak ve diğer aslında tüm zorlayıcı duygulara yer açabilme sürecinde sizlere yardımcı olabilecek teknikleri içeren interaktif bir yol arkadaşı olarak hazırladım. Neden interaktif bir yol arkadaşı diyorum? Çünkü içerisinde pek çok formlar, testler böyle yırtıp yanınızda taşıyabileceğiniz bu acil durumlarda mesela panik atağınız çok şiddetli bir şekilde geldiğinde, kendinizi kötü hissettiğinizde hemen çantanızdan çıkarıp bakabileceğiniz hatırlatıcı renkli kartların da bulunduğu interaktif bir yol arkadaşı arkadaşlar. Endişeye Mahal Var. Tüm kitapçılarda bulabilirsiniz. Ayrıca internet üzerinden de mağazalardan satın alabilirsiniz kitabı.

Peki hayatımız hep bu böyle acil durum teknikleriyle mi geçecek? Tabii ki hayır. Aslında işin bu raddeye gelmesini, yani bu panik atağın bu kadar şiddetlenmesini daha önceden yapabileceğimiz birtakım çalışmalarla engelleyebilmek mümkün. Ama tabii ki bunun bir ön koşulu var arkadaşlar. Öncelikli olarak kaygıya olan bakışımızı kökten bir şekilde değiştirebilmemiz gerekiyor. O hep kaçtığımız, hep korktuğumuz, hep ittirdiğimiz, hep kurtulmaya çalıştığımız, yeter artık bitsin bu, bıktım bu dediğimiz bunaltı, sıkıntı, kaygı gibi duygulara aslında kendimizde yer açabilmek bu işin çözümlerinden bir tanesi. Daha doğrusu ön koşullarından bir tanesi. Bu yüzden kitabımın ismini Endişeye Mahal Yok değil, Endişeye Mahal Var koydum. Endişeye yer açacağız arkadaşlar.

Kaygıyı hep bir canavar gibi gördük ya da bir an önce kurtulmamız gereken bir virüs gibi gördük. E nasıl görmeyelim ki? O sırada yaşadığımız o sıkıntılı hisler, bedensel belirtiler belki de bizi dehşete düşürdü ve tekrar onu yaşamak istemedik. Ancak arkadaşlar bir kere baştan bu bedensel belirtilerin son derece doğal stres belirtileri olduğunu, vücudun son derece doğal stres tepkileri olduğunu bildiğimizde ve bunların bizi öldürmeyeceğini bildiğimizde biraz rahatlama belki başlayabilir. Çoğu insan zorlayıcı duygulara örneğin kaygı gibi işte ya da ne bileyim başka sıkıntı gibi bunlara yer açtığında daha da kötü olmasından, hatta aklını yitirmekten, kontrolü kaybetmekten korkar. Oysa durum tam tersidir. Duygularla birlikte kalabilmeyi eğer biliyorsanız, daha öncesinden bununla ilgili hazırlıklarınızı yaptıysanız, o duygu ile birlikte kalabilmek tam tersi bir etki yaratır. Yavaş yavaş o suya doğru bastırmaya çalıştığınız top direnmeyi bırakır ve fırtına yavaşça, sessizce sakinleşir.

Ve bu olduğunda ne olur biliyor musunuz? Artık panik kapınızı çaldığında dehşete düşmüyorsunuz. Dik durup “Evet, yine geldin. Buradasın. Buyur geç içeri beraber oturalım. Seninle birlikte kalabilecek, seni misafir edebilecek kapasitem var.” diyorsunuz. Kendinizi suçlamayı, sıkmayı, neden ben böyleyim, neden diğerleri gibiyim, niye hep böyle oluyor demeyi bırakıyorsunuz. Çünkü anlıyorsunuz ki insan olmak, kaygılanmak, zaman zaman üzülmek, zaman zaman zorlayıcı birtakım duyguları, hisleri, düşünceleri yaşamak son derece doğaldır. İnsan olmak kırılgan olmaktır. Ve kırılganlık aslında bir zayıflık değildir. Hatta asıl cesaret o kırılganlığı, o korkuyu, o kaygıyı da yanıma alıp o yolu yürümeye devam etmektir.

Tabii duyguyla birlikte kalabilme kapasitemizi artırmamız gerekiyor bunu yapabilmek için. İşte duygularla istediği kadar zorlayıcı olsun, o sıkıntılı duygularla, bedensel hislerle birlikte kalabilme kapasitemizi artıracak birtakım bedensel ve zihinsel teknikler, uygulamalar, egzersizler var arkadaşlar. Tüm bunları Endişeye Mahal Var’ın içerisinde detaylı bir şekilde anlattım. İçerideki kare kodları okutarak birtakım uygulamalara sesli olarak da erişebileceksiniz ve takip formları sayesinde ilerleyişinizi adım adım gözlemleyebileceksiniz.

Sevgili yol arkadaşım, belki şimdiye kadar hep kaçmayı denedin ve gördün ki bu yol çıkmaz sokak. Artık yeni bir yol denemeye var mısın? Senelerce bu ağır çuvalı sırtında taşımaktansa onunla yüzleşmeye ve ona kalbinde, bedeninde, zihninde yer açmaya hazır mısın? Artık bu endişeli halden hayatını kısıtlamaktan yorulduysan belki de senin için de o gün gelmiştir. Ünlü yazar Anaïs Nin’in dediği gibi. Ve bir tomurcukta sımsıkı kalma riskinin çiçek açma riskinden çok daha acı verdiği gün geldi. Çiçek açmaya ve kendine doğru bir yolculuğa çıkmaya eğer hazırsan, bu yolculukta sana yardımcı olabilecek pek çok tekniği, pek çok bilgiyi bu kanalda bulabilirsin. Ayrıca yeni kitabım Endişeye Mahal Var içinde de bulabilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir