DOĞUŞTAN KATİL OLUNUR MU? BİLİM NE DİYOR?
Bazı insanların beyinleri daha doğdukları an tetiği çekmeye programlanmış olabilir mi? Eğer tarihin en acımasız suçlularından birini, mesela Hitler’i ya da Ted Bundy’i bebekliğine döndürebilseydik ve o bebeği alıp dünyanın en sevgi dolu, en şefkatli ailesinin yanına verseydik, sonuç ne olurdu? Yine de o suçları işler miydi yoksa bambaşka bir insan mı olurdu? Bugün kötülüğün biyolojisine, beynin karanlık odalarına iniyoruz. Bilimsel açıdan kötülük kavramı oldukça karmaşıktır. Çünkü iyi ve kötü gibi kavramlar daha çok ahlaki ve felsefi kavramlardır. Bilim bu kavramlar yerine daha çok daha ölçülebilir olan empati yoksunluğu, şiddet eğilimi ya da antisosyal gibi kavramları inceler. Çünkü bu kavramların aynı zamanda beynimizde fiziksel bir karşılığı da vardır. Beyinde bununla ilgili iki tane ana oyuncumuz var. Bunlardan birincisi prefrontal kortekstir. Burası beynimizin CEO’su ve adeta fren mekanizmasıdır. Bunu yapma, bu yanlış diyen taraftır. Hapishanelerdeki psikopatlar üzerine yapılan beyin tarama çalışmaları bize şu gerçeği gösterdi. Bu kişilerin birçoğunda beyindeki bu bölge ya hasarlı ya da diğer insanlara oranla çok daha az aktif. Yani bu kişiler aslında adeta freni tutmayan bir araba gibiler. Beyinde bununla ilgili ikinci ana oyuncumuz ise amigdala yani duygu merkezimiz. Normal bir insan ağlayan birini gördüğünde ya da birisine zarar vermeyi düşündüğünde beynin bu bölgesi alarm verir. Kötü dediğimiz insanların birçoğunda ise beynin bu bölgesi daha büzüşmüş, daha küçülmüş durumdadır. Yani başkasının acısı onlara pek bir şey hissettirmiyor. Belki de tıpkı bir körün rengi görememesi gibi onlar da acıyı göremiyorlar. Peki bu beyin yapısı nereden geliyor olabilir? Bilim insanları savaşçı geni ya da katil geni olarak bilinen MAOA genini keşfetti. Bu gen, beyindeki öfke ve saldırganlığı düzenleyen hormonları dengeliyor. Ve eğer bu genin belirli bir varyasyonuna sahipseniz, beyniniz sakinleşmeyi tam anlamıyla beceremiyor. Serotonin ve dopamin dengesini sağlamak da zorlanıyor. 2000’li yıllarda yapılan bir araştırma ağır şiddet suçları işleyenlerin büyük bir çoğunluğunda bu genin bulunduğunu ortaya koydu. E tamam işte, demek ki suç genlerdeymiş diyebilirsiniz. Ancak burada bir durun, hikaye burada bitmiyor. Hatta asıl kırılma noktası burada başlıyor diyebiliriz. Size bu noktada James Fallon’dan bahsetmek istiyorum. Kendisi ünlü bir nörobilimci. Yıllarca katillerin beyin taramalarını inceledi. 2005 yılında masasında yığınla beyin taraması vardı. Bu beyin taramalarından birini eline aldı James Fallon. Bir tanesine baktı ve vay canına, bu adam tam bir psikopat. Beyindeki empati alanı tamamen karanlık dedi. Sonra etiketi kaldırdı ve bu beynin kimin beyni olduğuna baktı. O beyin taraması bir seri katile ait değildi. Kendisine aitti. James Fallon hem psikopat bir beyin yapısına sahipti hem de az önce bahsettiğimiz savaşçı genine. Yani biyolojik olarak baktığımızda doğuştan bir kötü olması gerekiyordu. Ama değildi. O sevgi dolu bir baba, saygın bir bilim insanı ve hiç suç işlememiş bir kişiydi. Peki onu bir seri katil olmaktan kurtaran şey neydi? Cevap, çocukluk ve ailesi. James Fallon son derece sevgi dolu ve destekleyici bir ailede yetişti. Yani bu durum aslında bilim dünyasında da artık kabul gören şu meşhur sözü doğruluyor. Genetik silahı doldurur, çevre tetiği çeker. Eğer şimdiye kadar söylediklerimizi toparlarsak, evet bazı insanlar bilimsel olarak suç işlemeye daha yatkın doğarlar. Empati kurmak biyolojik olarak onlar için daha zor. dürtülerini engellemek ise tam bir savaş. Peki bu durumda bir insan özünde kötüdür diyebilir miyiz? Hayır diyemeyiz. Çünkü öz sadece biyolojiyle açıklanmaz. Biyolojimizle ne yaptığımız da önemlidir. Yani yatkın olsanız bile kötülük yapmamayı seçebilirsiniz. Tırnak içinde kötülük geni taşıyan bir cerrah hayat kurtarabilir, bir CEO bir şirketi zirveye çıkarabilir. Ya da biyolojik olarak bu yatkınlıkları olmayan bir çocuk sevgisiz ve şiddet dolu bir ortamda o tetiği çekebilir. Peki siz ne düşünüyorsunuz? Bir gün teknoloji gelişse ve çocuğunuzun suçlu genleri taşıdığını öğrenseniz, bu genlere müdahale edilmesine izin verir miydiniz? Yoksa sevgi her şeyi halleder mi derdiniz?