TRAVMA NEDİR? NASIL OLUŞUR? BEYNİMİZ NASIL ETKİLENİR? Çözümlenmemiş Travma Nedir?

Herhangi bir travma anında sarsıcı bir olay yaşadığınızda beyinde ve bedende tam olarak ne oluyor? Travma sırasında yaşananlar beyinde nasıl farklı işleniyor? Neden travmatik bir olayın ardından yıllar geçse bile bazen sanki aynen o anı tekrar yaşıyormuş gibi hissediyoruz? Travma anında beynin ve bedenin doğal tepkilerini bilmek bunlarla karşı karşıya kaldığınızda baş edebilmenizi kolaylaştırır. Ayrıca çözüm bulamadığınız bazı kronik durumları daha iyi anlamlandırmanıza yardımcı olur. Çünkü sadece bu tepkileri anlamlandırmamak bile örneğin travmatik bir olay anında kalbinizin sıkışması, yabancılaşma ya da titreme gibi bedeninizin ve sinir sisteminizin son derece doğal tepkileri karşısında dehşete düşmenize yol açabilir. Ve başlı başına bu dehşete düşme hali, bu anlamlandırmama hali bile sizin için ayrı bir travmatik deneyim olabilir. Panik atak kaygısı ya da kaygının kaygısı dediğimiz durumların da sebebi çoğu zaman budur. Kişi ilk kez bu anı yaşadığında o kadar sıra dışı ve anlamlandırılamaz gelir ki ona. Dolayısıyla kişi de ya bir daha aynı şeyleri yaşarsam kaygısı oluşmaya başlar. İşte bu videoda bugün beynimiz ve bedenimiz travmatik durumlarda nasıl tepkiler veriyor ve bunları nasıl işliyor bunları konuşacağız. Travma terapisti David Berceli travmayı baş etme mekanizmalarınızı altüst eden herhangi bir olay olarak tanımlar. Dolayısıyla bir olayın travmatik olup olmadığı kişiden kişiye göre değişebilir. Aynı olayı yaşayan üç kişiden bir tanesi travmatize olabiliyorken, bir diğeri etkilenmeyebilir. Bir diğeri ise bu olaydan güçlenerek çıkabilir. Aslında herhangi bir olayın travmatik olup olmayacağını belirleyen faktörlerden bir tanesi beynimizin onu anlamlandırabilmesi yani işleyebilmesidir. Gün içerisinde pek çok deneyimi yaşarız ve beynimiz bu deneyimleri bir şekilde kodlar, işler, anlamlandırır ve ardından yerine kaldırır. Ancak travmatik olaylarda bu süreç biraz sarsıntıya uğrar. Travmatik olayları diğer günlük olaylar gibi kodlayamaz tam anlamıyla işleyemez.

İsterseniz önce bir günlük sıradan deneyimler beyinde nasıl kodlanıyor, nasıl işleniyor bir ona bakalım. Ardından da travmatize edici olaylarda ne oluyor onu görelim. Herhangi bir olay yaşadığımızda, bu olayla ilgili tüm duyusal veriler öncelikle beynin somatoduyusal bölgelerine gider. Yani herhangi bir olay yaşadığınızda o sıradaki görüntüler, renkler, sesler, kokular, o sıradaki diğer aldığınız tüm duyular bir şekilde ilk önce somatoduyusal bölümde toplanır. Ardından geçmiş benzer deneyimlerle, anılarla, duygularla ilişkilendirilebileceği ve karşılaştırılabileceği ilişkilendirme bölgesine gider. Sonrasında ise bu verilerin birleştirilerek anlamlı bir hale getirildiği, anlamlı bir bütüne dönüştürüldüğü bir bu verilerle ilgili bir öykünün oluşturulduğu Gnostik alana gider. Yani başlangıçta parça parça ve birbiriyle ilişkisizmiş gibi görünen tüm veriler bir şekilde birbirleriyle ve geçmiş deneyimlerle ilişkilendirilir. Ardından Gnostik alanda bir şekilde bunlarla ilgili bir öykü oluşturulur, anlamlandırılır ve veriler işlenmeye devam eder. Örneğin yeni bir ortama girdiniz bu ortamdasınız ve birden karşıdan gözlüklü esmer birisi sizinle konuşmak için size doğru yaklaşıyor. Elini uzattı ve merhaba dedi. Şimdi tüm bu veriler öncelikle beynin somatoduyusal bölgelerine gidiyor. Ardından ilişkilendirilme bölgesinde daha önceki gözlüklü ve esmer insan verileriyle karşılaştırılıyor. Buna göre bir karara varılıyor ve ardından yaşadığımız deneyim sonucunda bu kişinin güvenilir olduğuna karar verirsek, bu kişi diğer önceki deneyimlerle ilişkilendiriliyor ve anlamlı bir öykü oluşturmak üzere tüm bu veriler gnostik alana yolcu ediliyor. Ve Gnostik alanda da bu yeni tanıştığımız insanın da güvenilir olduğuna dair yeni bir öykü oluşturuluyor. Gelin görün ki, her şeyin yolunda gitmediği durumlarda, örneğin travmatik ya da sarsıcı bir olay yaşadığınızda bu işlemleme ve kodlama süreci bu şekilde devam etmiyor, biraz sarsıntıya uğruyor.

Travmatik deneyimler sıradan deneyimlere göre çok daha sarsıcı, ezici, büyük deneyimlerdir. Bu yüzden de hemen bu veriler gnostik alana geçemez. Yani olayı anlamlandırma alanına geçemezler, ilk aşamalarda takılıp kalırlar. Bunu bir öğütme makinasına atılmış çok büyük bir parça olarak düşünün. O kadar büyük ki, öğütme makinasının gücü onu öğütmeye yetmiyor. Sıradan veriler, yani günlük yaşama dair sıradan deneyimler kolay bir şekilde öğütme makinasından öğütülüp makinanın diğer bölümlerine geçebiliyorlar. Ancak bu büyük veriyi yani travmatik anı ne yazık ki öğütülemediği için makinanın ilk bölümünde takılıp kalıyor ve sürekli o bıçakların oraya doğru gidiyor kendini öğüttürebilmek için. Tabii bu olduğunda da beynin somatoduyusal bölgesinde artık işlemlenmeyi bekleyen milyarlarca bit veri oluyor. Bu verilerin arasında o olay sırasındaki görüntüler, sesler, kokular, vücuttaki diğer hisler. Tüm bu veriler parça parça, parça parça işte burada işlemlenmeyi bekliyor ve biz işlemleyemedikçe ya da biz bir şekilde onları bastırdık ça yok olup gitmiyorlar tabii ki zaman zaman tekrar yüzeye çıkıyorlar ve kendilerine hatırlatıyorlar. İşlenmek istiyorlar aslında onlarda. İşte bu herhangi bir travmatik olayın ardından yaşadığınız flaş bekler, o anın tekrar tekrar gözünüzün önüne gelmesi, kabuslarınızda görmeniz gibi durumların sebebi bu anıların işlemlenmek üzere tekrar yüzeye çıkması. Vücudumuzun aslında son derece doğal bir iyileşme mekanizması var. Biz bu mekanizmaya müdahale ettikçe ne yazık ki sarsıntıya uğruyor. Bu mekanizmaya nasıl müdahale ediyoruz bunu diğer videolarımızda anlatacağım. Ancak öncelikle şu nasıl travmatik anılar işleniyor bir onu konuşalım. Vücudumuzun aslında flashbackler yaşatarak ya da bir şekilde kabuslarla ya da travmatik o deneyimleri, o travma anındaki tepkileri tekrar tekrar ortaya çıkartmasındaki sebep işte bu verilerin işlemlenmesini sağlayabilmek.

Yani bize adeta yeter artık şu verileri işle de işimize bakalım diyor. Bazen de beynimizdeki bu işlenmemiş verilere benzer başka verilerle karşılaştığımızda tetikleniriz. David Berceli kitabında şöyle bir örnek veriyor. Diyelim ki bir trafik kazası yaşadınız ve kaza sırasında burnunuza çok kesif bir benzin kokusu geliyordu. Sonrasında bunu siz hatırlamasanız bile bir şekilde o veri beyne gitmiş oluyor. Ve siz sonrasında bir benzin istasyonuna girdiğinizde mesela benzin kokusuyla karşılaştığınızda beyniniz tekrar o travma tepkilerini tetikleyebilir ve siz anlamlandıramadığınız bir şekilde birdenbire kendinizi daha gergin hissedebilirsiniz. Belki bunaltı yaşayabilirsiniz, titremeye başlayabilirsiniz. Gün içerisinde karşılaştığımız bazı olaylar, sesler, görüntüler, kişiler, tatlar, dokular, hisler bir şekilde geçmişte yaşamış olduğumuz bir travmayı tetikleyebiliyor. Ve biz çoğu zaman travma anındaki bu verilerin çok da farkında olmadığımız için, daha doğrusu gnostik alana kadar gelemediği için bir şekilde neden bu tepkileri verdiğimizi anlamlandırmayabiliyoruz. Ancak aslında beynimiz bize işlenmemiş bir travman var ve bununla ilgili bir şey yapmalısın diyor bu sırada. İyi hoşta ne yapacağız, nasıl bu travmayı işleyeceğiz diyebilirsiniz? Travmatik deneyimlerin çoğunda uzman bir psikoterapist ile beraber çalışmak çok daha güvenli olacaktır. Çünkü o derinliklere inerken yanınızda daha yetkin bir kişinin olması daha güvenlidir. Özellikle EMDR terapileri travma konusunda oldukça başarılı. Bu konuda uzmanlaşmış bir klinik psikolog ya da bir psikiyatri hekimi ile beraber çalışabilirsiniz. Bunun dışında bu süreçte düşünce düzenleme ya da bedensel teknikler gibi size yardımcı olabilecek pek çok tekniği de yine kanalımda paylaşıyorum. Oynatma listeleri sekmesine gidip ilgili başlıkları inceleyebilirsiniz.

Bir olayın travmatize edici olup olmayacağını belirleyen bir diğer unsur ise o sırada savaş kaç ya da don tepkilerinde takılıp kalmamak ya da bir şekilde ortaya çıkan o büyük enerjinin boşaltılıp boşaltılmadığıdır diyor yine başka bir travma terapisti olan Peter Levine. Organizmamızın en temeldeki amacı hayatta kalmak, canlılığımızı sürdürmektir. Dolayısıyla sarsıcı bir deneyimle karşılaştığımızda, sarsıcı bir deneyim yaşadığımızda, bir şekilde beynimiz tehdit sinyali aldığında, canlılığımızı sürdürebilmek, bizi hayatta tutabilmek adına vücudumuzda bazı değişimler meydana getirir ve bazı doğal tepkiler verir. İşte bu doğal tepkilere savaş kaç ya da don tepkileri diyoruz. Bu tepkiler tamamen içgüdüyle ve otomatik olarak ortaya çıkar. Yani bilinçli şekilde gösterilen tepkiler değildir. Bunlar üzerinde o yüzden çok direkt bir kontrolünüz yoktur. Savaş kaç ya da don tepkilerinin detayını isterseniz, daha önce anlattığım bir videodan kısa bir kesitli hatırlayalım. Bizler de tıpkı tavşanlar gibi memeli canlılarız ve bizler de hayati bir tehdit algıladığımızda ya da hayati bir tehditmiş gibi algıladığımız çeşitli stres durumlarında tıpkı minik tavşanın verdiği tepkileri veririz. Ya savaşırız ya da kaçarız ya da ölü taklidi yaparız. Düşünün, bir kişiyle stres yaratan bir tartışma yaşadınız. Bu tartışmanın ardından beyniniz ve sinir sisteminiz tıpkı kartal görmüş minik bir tavşanın tepkileri vermeye başlar. Savaş ya da kaç tepkileri dediğimiz bu tepkiler sonucunda kaslarınız gerilmeye başlar. Kalp atış hızınız artar, agresifleşebilirsiniz, surat ifadeniz değişir, alınganlaşabilirsiniz. Ortada gerçekten hayati bir tehdit yoktur aslında. Ancak beynimiz o olayı yüklediğimiz anlama göre sosyal bir durumu da tehdit olarak algılayabilir ve memeli tepkileri verebilir. Yani illede bu tepkileri vermeniz için bir kartalın, yırtıcı bir kartalın üzerinize doğru gelmesine gerek yok. Zam haberlerini okuduğunuzda, faturalarınızı gördüğünüzde ya da bir tartışma yaşadığınızda da tıpkı minik tavşan gibi tepkiler verebiliyoruz. Peki ya stres faktörü ya da tehdit çok büyükse? Savaşarak ya da kaçarak kurtulamayacak gibi isek? Acaba biz de minik tavşan gibi ölü taklidi mi yapıyoruz? Cevap evet.

Diyelim ki çok travmatik bir deneyim yaşadınız. Başınıza gerçekten kaldırmakta zorlanacağınız bir olay geldi. Ya da gerçekten yüzleşmek de zorlandığınız bir durumla baş başasınız ya da belki bir kaygı atağı yaşıyorsunuz ya da uzun dönemli sürekli bir kronik strese maruz kalıyorsunuz. Bu gibi durumlarda beynimiz tıpkı minik tavşan gibi ölü taklidi yapar, dona kalır, donma tepkileri verir ve hayatta kalmayı ümit eder. Nedir bu donma tepkileri? Bir kere öncelikli olarak bu gibi durumlara uzun süre maruz kalan insanlarda bir süre sonra yani kronik strese maruz kalan insanlarda ya da travmatik bir deneyim yaşayan insanlarda bir süre sonra ortama ve kendine yabancılaşma hisleri gelişebilir. Tıpkı kendinizi bir film ortamındaymış gibi hissedersiniz ya da bir rüyadaymış gibi hissedersiniz. Sanki gerçek dışıdır yaşadıklarınız. Ortam flulaşabilir, bulanıklaşabilir, hatta anne babanız çok yakınlarınız dahi size yabancı gelebilir. Kendinizi yabancılaşmış, o ortamdan kopmuş hissedebilirsiniz. Hatta bazen kendi bedeninize yabancılaşabilirsiniz. Sanki eliniz kolunuz kendi eliniz kolunuz değilmiş gibi hissedebilirsiniz. Yine bu donma tepkilerinden bir tanesi de hissizleşmektir. Hiçbir şey hissetmemeye başlarsınız. Uzun vadede depresif, uyuşmuş, halsiz hissedebilirsiniz. Hiçbir şeyi yapmak istemezsiniz. Yataktan dahi çıkmak istemezsiniz. Hareketsizleşirsiniz işte bunlar aslında sinir sistemimizin çok büyük olarak algıladığı bir soruna karşı verdiği kapanma, donma, ölü taklidi yapma tepkileridir. Stres verici bir deneyimin ardından kaslardaki gerginlik, aşırı uyarılma hali, irkilme hali. İşte bir türlü rahatlayamama, gevşeyememe, uyuyamama, flashbackler yaşama gibi tepkiler son derece doğaldır. Ve genellikle belirli bir süre geçtikten sonraki bu süre kişiden kişiye göre değişmekle beraber 1-2 gün ile iki hafta arasında değişebiliyor.

Bir süre sonra bu belirtiler azalarak yok olurlar ve kişi daha doğrusu organizma normal rahatlamış haline geri döner. Ancak işte bazen bu tepkilerde takılıp kalırız. Yani sürekli bu döngünün içerisindeyiz. Bir türlü bu döngüden çıkamayız. Bunun sonucunda da ne yazık ki bu sıkıntılar aradan aylar geçmesine rağmen devam eder. Eğer böyle bir durum varsa tabii ki vakit geçirmeden uzman bir terapistten yardım almak faydalı olacak. Travmatik deneyimler sadece farklı işlenmekle kalmıyor görünen o ki beyin yapımızı da değiştiriyor. Yani beynimiz üzerinde birtakım kalıcı etkiler de bırakabiliyor. Örneğin savaşa katılmış askerler üzerinde yapılan bir çalışmada, bu kişilerin beyinlerinde hafızadan sorumlu olan hipokampus bölgesinde bir küçülme olduğu tespit edilmiş. Bazı araştırmacılar bunun sebebini travma anında fazlasıyla salgılanan kortizol hormonuna bağlıyorlar. Aslında bu hafıza problemlerini de açıklıyor. Özellikle travmatik kişilerde yaşanan hafıza problemlerine de bir ışık tutuyor. Bu videoda amacım tabii ki sizleri karamsarlığa sevk etmek değil. Travmalar iyileşebilirler, travmalar yani yaralar iyileşebilirler. Yeter ki biz bunun farkında olalım ve bununla ilgili gereklilikleri yerine getirmeye çalışalım. Her birimiz farklı boyutlarda, irili ufaklı böyle travmatize edici olaylarla karşılaşıyoruz aslında ve kendi doğal kaynaklarımız ile bir şekilde bunlarla baş ediyoruz. Kendimizi iyileştiriyoruz, hatta bazen güçlenerek bu durumdan çıkıyoruz. Ancak bazen bazı durumlarda tek başımıza bu durumla baş etmekte yetersiz kalabiliriz. Bu da son derece doğal bir durumdur. Bu gibi durumlarda bu konuda yetkin bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin lütfen. Travmayla baş etme yolculuğunuzda size destek olabilecek yine bedensel ve zihinsel bazı teknikleri sizlerle bu kanalda paylaşmaya devam edeceğim. Eğer bu videolardan haberdar olmak istiyorsanız kanala abone olmayı ve bildirim zillerini açmayı unutmayın lütfen.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir