BU CÜMLE SENİ SİNSİ ŞEKİLDE SABOTE EDİYOR!

Size bir sorun var. Ne olsaydı mutlu olurdunuz ya da ne olursa mutlu olursunuz. Bu soruya birden fazla cevabınız olabilir tabi ki. Lütfen bu cevaplarınızı bir kenara yazın hatta mümkünse yorumlara yazın. Biraz sonra bununla ilgili önemli bir konu konuşacağız. Ingrid Fetell Lee bir blog yazısında şöyle yazıyor. “Ne zaman başıma iyi bir şey gelse tabii bu güzel ama asıl bir eş bulduğumda mutlu olacağım diye düşündüm. Güzel ve yeni bir daire bulduğumda, evet güzel ama burayı paylaşacak birini bulduğumda mutlu olacağım diye düşündüm. Terfi aldığımda arkadaşlarımla bir şey içmeye gittim ve yine evet terfi aldığım için keyifliyim ama asıl burada oturan tek bekar ben olmadığımda mutlu olacağım diye düşündüm” diyor. Belki benzer cümleleri siz de kullanıyor olabilirsiniz. Nokta nokta olunca kendimi çok iyi hissedeceğim. Eğer nokta nokta olursa hayatım çok iyi olur. Karavanım olsun onu bir alayım işte esas o zaman mutlu olacağım. Şu işten bir kurtulayım, bir çıkayım işte o zaman gerçekten mutlu olacağım. Bir emekli olayım da işte o zaman mutlu olacağım. Emin misin? Bunlar görünüşte gayet masum, isteklerimizi, arzularımızı bildiren cümleler gibiler. Ama aslında bazı durumlarda bazı kişiler için bu cümleler bir zihniyetin, bir bakış açısının göstergesi olabiliyor. O an içinde bulunduğu anın tadını çıkarmak yerine ertelemenin hep mutluluğu bir şeylere bağlamanın, bir koşul belirlemenin, mutluluk için ve bir şekilde o mutluluğu erteleyerek kendi kendini sabote etme zihniyetinin göstergesi olabiliyor aynı zamanda bu cümleler. Ama bu tabii sadece bizimle ilgili bir şeyi değil. Çocukluğumuzdan itibaren bu şekilde yetiştirildik. İçinde bulunduğumuz toplum, içinde bulunduğumuz ülke, o ülkenin kültürü. Annelerimiz, babalarımız, öğretmenlerimiz, izlediğimiz televizyon programlarından dinlediğimiz müziklere kadar, ata sözlerimize kadar pek çok faktör bize hep mutluluğun belli koşullara bağlı olduğunu öğretti.

Ve dolayısıyla çocukluğumuzdan itibaren bu şekilde koşullandırıldık. İyi bir okuldan mezun olursak, iyi bir işimiz olursa, iyi bir eşimiz olursa, o eşten güzel güzel çocuklarımız olursa, güzel bir evimiz, güzel bir arabamız, şunlara şunlara şunlara sahip olursak ya da şunları şunları şunları yaparsak mutlu olabileceğimiz öğretildi bizlere ve bizler de bunlara sahip olamadığımız her an anın içinde var olan mutluluğu görmeyi reddettik ve mutluluğu erteledik. Evet, şu an elimde bu var ama asıl şu olunca mutlu olacağım. Bu aslında oldukça toplumsal bir konu. Bir şekilde bu kriterler belirleniyor. Ardından bu kriterler bize öğretiliyor. Bu şekilde yetiştiriyoruz ve bir şekilde bu kriterlere uygun davranmadığımızda ya da bu mutluluk kriterlerine sahip olmadığımız da toplum üzerimizde gizli bir baskı oluşturuyor. Ne yapıyor mesela? Bunlara sahip değilsek bizi eleştiriyor, bizi yargılıyor ve bize akıl veriyor. Evli değil misin ya? Ay niye? Ama yalnız yaşanır mı ya? Oysa ben belki şöyle düşünüyorum. Evlilik düşünür müsünüz? Niye düşüneyim? Ne lüzum var? Kim uğraşacak. Evlenirsin o da yetmez. Aaa çocuğun yok mu? Niye yok? Çocuksuz hayatın anlamı mı olur canım? Yani çok güzel bir şey. Ben çocukları çok severim ama hayatın anlamını bunun üzerine kurgulamamış olabilirim oladabilirim. İkisi de kabul edilebilir. Mesela bir genç belki birikimiyle dünyayı gezmek istiyor, dolaşmak istiyor. Farklı kültürleri tanımak, farklı coğrafyalarda bulunmak ve bu yolculuk sırasında kendini keşfetmek istiyor. Bu deneyimi yaşamak istiyor şu fani dünyada. Fakat bunu duyan akrabaları ya da çevresi ne diyor? Saçmalama olur mu öyle saçma şey.

Hemen bir ev taksidine gir. Zaten şimdi girsen 20 yılda anca. Tabii aman diyim biz de aynı hataya düşmeyelim yani. Mutluluk ev almamaktır. Gezmektir, dolaşmaktır, dünyayı keşfetmektir demiyorum. Ben diyorum ki mutluluk herkes için farklı olabilir. Herkesin kendi değerlerine göre, kendi bakış açısına göre, kendi yaşam amacına göre farklılaşabilir. Dolayısıyla kimisi için evet ona sahip olmak belki gerçek mutluluktur, kimisi içinse tam tersidir. Önemli olan sizin gerçekten ne istediğiniz, sizin kendi sahip olduğunuz değerlerin ne olduğudur. Hani o şu olursa mutlu olurum ya da şu olduğumda mutlu olacağım dediğiniz şeyler var ya, işte bunların kaçı gerçekten sizin kendi sahip olduğunuz değerlerle, sizin gerçek yaşam amacınızla alakalı kaçı toplum tarafından dışarıdan size empoze edilmiş değerler bunların farkına varmaktan bahsediyorum. Zira bu sorunun cevabını bilmek önemli. Eğer bu amacın peşinde bir ömür koşturacaksam o zaman bu cevabı bilmem gerekiyor değil mi? Gelin görün ki, bizi gerçekten neyin mutlu edebileceği konusunda pek de iyi tahminler yapamıyoruz gibi gözüküyor. Çünkü bunu bilebilmek için kişinin bireysel farkındalığının yukarıda olması gerekiyor. Kendini gerçekten iyi tanıyor olması lazım. Kendi sınırlarını, kendi kapasitesini, kendi sahip olduğu öz değerleri iyi analiz etmiş olması lazım ki ben gerçekten ne istiyorum, beni ne mutlu eder sorusuna da daha sağlıklı cevaplar verebilsin. Bu konu ile ilgili bireysel farkındalık ve kendini daha yakından tanıma konusunda sana yardımcı olabilecek bazı araçları şuradaki oynatma listemde paylaşıyorum, ilgilenenler bu videodan sonra oraya gidebilirler. İster empoze edilmiş olsun ister kendi kriterlerimiz olsun bir şekilde geleceğe dair mükemmel bir hayat profili çizeriz ve bundan uzak kaldığımız her anı kendimiz için bir eziyete dönüştürmeye başlarız.

Yani bu ideal hayattan, bu beni kesin mutlu edecek dediğimiz koşullardan uzak kaldığımız her an artık bizim için bir eziyettir. Ve bir şekilde kendimize mutlu olmayı yasaklarız o hedefe ulaşıncaya kadar adeta mutluluğu askıya alırız. Bunu yaparken belki de bazılarımız. Kendi olmaya, mutlu olmaya henüz hazır olmadığı için, cesareti olmadığı için bunu yapıyor olabilir. Başarısız olmaktan o kadar çok korkuyor ki, o adımı atmak için gerekli cesareti kendinde bulamıyor ve sürekli bahaneler üretiyor. Yani o bahaneler neler? İşte o bahaneler mutluluk için gerekli o koşullar. Kendini sürekli yeni koşullar belirleyerek mutluluğu sürekli erteliyor. Bu şekilde kendini sabote ediyor ya da belki de içten içe mutluluğu hak etmediğine inanıyor. Mutlu olmak için eğer her şeyin mükemmel olmasını bekliyorsak daha çok bekleyebiliriz ve benden duymuş olmayın ama hani belki bazılarımız daha çok bekleyecek zamana da sahip olmayabilir. Zira hayat kısa bu demek değil ki tabi ki sürekli anın keyfine ve zevkine dalalım, sürekli eller havaya gezelim, coşalım, eğlenelim, hiç hedef belirleyelim kendimize demek değil. Yani ne bu uç ne de bu uç, aslında bu iki ucu dengelemekten bahsediyorum. Elbette ki daha iyi bir yaşam için, değişim ve gelişim için hedeflerim olsun ve bunlar için çabalıyım. Ancak bu bugün de var olan mutluluğu yaşamama engel olmasın. Bugünkü mutluluğumu ertelememe neden olmasın. Bakın buna kendi yaşamından bir örnek vermek istiyorum. 20 yıldır İstanbul’da yaşıyorum ve artık son yıllarda hakikaten beni boğacak derecede hissediyorum İstanbul yaşamıyla ilgili olarak ve her beyaz yakalının olduğu gibi benim de daha kırsal bir yere yerleşip domates yetiştirme hayallerim var.

Evet, gerçekten o zaman mutlu olacağım diyorum. Fakat bunu dediğimde bir süre sonra şunu fark ettim. Sürekli kırsal yaşamla ilgili videolar izliyorum. Köye göçmüş insanların hayat hikayelerini dinliyorum. Bir süre sonra bunu bende takıntı olmaya başladığını fark ettim ve bu hedef, bu hayal beni o kadar negatif yönde etkilemeye başladı ki, İstanbul’da yaşadığım her an artık benim için zehir olmaya başladı. Yani sürekli olarak trafikten şikayet etmek, kalabalıktan şikayet etmek. Ya ne biçim şehir burası? Şusuda şöyle, bu suda böyle. Oysa şimdi işte şurada olsaydım, şu şehirde olsaydım, şimdi ne güzel yaşardım diye düşünerek, bir süre sonra hakikatten burada yaşadığım her anı kendime zehir etmeye başladığımı fark ettim. Ve sonra durdum düşündüm bir dakika, bir dakika. Evet, bir hayalim var. Bu hayal için çeşitli gereklilikler var. Mesela işte orada yaşamını sürdürebilmek için bir iş kurmak, bu işin sürekliliğini sağlamak, işte belli bir miktar birikim yapmak gibi ve bunları yapabilmek için de şu anda burada olmam gerekiyor. Tamam ama şu anda burada olmam gerekirken ya bu anı zehir ederek, sürekli söylenerek yapmak var bir de anın da mutluluğunun tadını çıkartarak hedefe doğru ilerlemek var. Ve ikisinden birini tercih etmek gerekirse tabii ki bu. Yani anın da keyfini çıkartarak ama hedefime doğru çalışarak gitmek çok daha sağlıklı. O halde neden bu anı kendime zehir ediyorum dedim ve bakış açımı değiştirerek daha farklı düşünmeye başladım. Yani diyorum ki sadece sonucu odaklanmasak süreçten de keyif almaya çalışsak acaba nasıl olur? Ödüle doğru giderken neden yolda da mutlu olmayalım ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir